15 Tem 2016

The Zone Adventures Yaz Kampı

Merhaba,

Bu akşam sizlere geçtiğimiz haftalarda Da Vinci Learning Tv davetlisi olarak Uniq İstanbul içinde yer alan, Finansbank The Zone'da yaptıklarımızdan ve The Zone Adventures Yaz Kampı'ndan bahsetmek istiyorum. 


The Zone Finansbank, çocuklar için Finansbank sponsorluğunda çok kapsamlı eğlence ve eğitim ortamı. Burada çocuklara matematik farklı yollardan öğretiliyor. Ayrıca orayı tanımlamayı düşündüğümde, hayat bilgisi ve matematik dersleri keşke hep böyle öğretilse de çocukların ilgi ve merakı yüksek tutulabilse diyorum. 

Bakalım neler varmış :)

 Da Vinci Learning Tv'nin çocuklar için faydalı filmler sunduğu bir sinema salonu var. 


Harika matematik sergisinde 20 farklı ünite mevcut. Burada matematiği, geometriyi, Türkiye haritasını  ve fiziği deneyimleyerek öğreniyorlar.




   


Bir de güzel bir sosyal sorumluluk projesini de orada öğrendik. Finansbank'ın sponsorluğunda kurulmuş bir Harika Metamatik Tırı varmış ve bizim orada gördüklerimizle birlikte Türkiye genelinde dolaşarak çocuklarla bir araya gelmişler. Bu projelerinde belediyeler ile iş birliği yapmışlar. Önümüzde ki eğitim yılında da devan edeceklermiş.
Da Vinci Learning Atölye alanında Origami yaptık, çiçek ektik. Çiçeğe nasıl hayat vereceğimizi gördük.  





Baksanıza Ege ne kadar güzel çiçek ekiyor ve bilgilerini pekiştiriyor.



Ardından Trambolin Alanına gittik. Hiç bu kadar büyüğünü görmemiştim. İçerisinde basket potaları da var. Hem trambolinde zıplayıp hem de basket atıyor çocuklar. Onlar oynarken sizde kenarda oturup onları seyredebiliyorsunuz.



Xtream Adventures bülümü o gün kapalıydı deneyimleyemedik ama Bloggerlar Paylaşıyor sitemizin yazarı sevgili Elmas bizden bir kaç gün önce bol bol deneyimlemişti. Merak ederseniz Tık Tık







Biz bunları yaptıktan sonra da yaz programı hakkında bilgi aldık. Size biraz o konuda bilgi vereyim. 

The Zone Adventures Yaz Kampı

6 ile 14 yaş grubu çocukları ağırlayacak Yaz Okulu Programı, hafta içi her gün ve program her hafta değişmekte. Haftalık fiyatı 950 Tl olan kampın 15 günlük fiyatı ise 1650 TL.

Aileler sabah çocuklarını bıraktıktan sonra, çocuklar akşama kadar burada kalacak ve her gün farklı aktiviteler yapacaklar. Öğle yemeği ve ara öğünlerini hep beraber yapacaklar. Atölye çalışmaları, outdoor aktiviteleri ve Xtrem Aventures parkurları, Trambolin Park spor etkinlikleri ve  Da Vinci Learning Oditoryumu'nu kapsayan etkinlikler saat 9:30 da başlayacak ve 17:00 de son bulacak. 

Tarihler:
27 Haziran - 01 Temmuz
04 Temmuz - 08 Temmuz
11 Temmuz - 15 Temmuz
18Temmuz - 22 Temmuz
25Temmuz - 29 Temmuz
01 Ağustos - 05 Ağustos
08 Ağustos - 12 Ağustos
15 Ağustos - 19 Ağustos
22 Ağustos - 26 Ağustos

Bir başka yazıda görüşmek üzere

Sevgiler
Şafak

14 Tem 2016

Yaramaz Çocukları İlaçlamayın


Merhaba,

Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir kitap, hem bazı konularda ki altıncı hislerimin haklı olduğunu gösterdi bana hem de okurken bazı noktalarda çok üzüldüm. Biraz sonra sizlere maddeler halinde yazacağım okuduklarımı. Öncesinde Hayy Kitap tarafından yayınlanmış Yaramaz Çocukları İlaçlamayın adlı kitabın künyesine bir bakalım.

                                     Yazar           : Psikiyatrist Dr. Mutluhan İzmir
                                     Yayınevi      : HayyKitap
                                     Basım yılı    : 2016
                                     Sayfa sayısı : 212

Yazar hakkında:
Mutluhan İzmir 1961 Elazığ doğumlu. 1985 yılında Hacettepe Üniversite Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1996 yılında ise Ankara Tıp Fakültesi'nden "psikiyatri uzmanlığı"nı aldı. Mutluhan İzmir ilaca karşı bir hekim değil. Sadece gereksiz ilaç kullanımına karşı bir uzman.


Öncelikle yazar bu kitabı çocukları gereksiz yere ilaç bağımlısı yapan endüstriye vicdani bir yanıt açıklaması ile yazmaya karar vermiş. Hem kendi deneyim ve araştırmalarını paylaşmış hem de 96 yabancı ve Türkçe kaynaktan faydalanmış.

Kitabın içeriğinde bir çok önemli nokta ve bilgi var. Ben sizlere şimdi en çok ilgimi uyandıran konulardan bahsetmek istiyorum.


İşte kitaptan ana başlıklar


  • Günümüzde kozmetik sektörü ile ilaç sektör arasında bir bağ var. Kitapta yazmıyor ama benim aklıma hemen, acaba her iki sektörü de ellerinde tutan kişiler aynı mı sorusu geliyor. Kozmetik sektörü gençlik ve güzellik vaadiyle elinde tuttuğu kitlenin dışında kalanları da hastalık ile mi kendilerine bağlamaya çalışıyor diye düşünmeden duramıyorum.
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu (DEHB) bir hastalık. Hasatlığa bu isim 1980'lerde verildi. Öncesinde hastalıın adı "Minimal beyin sisfonksiyonu" olarak adlandırılıyordı. Hastalığın nedeni ise dopamin metobolizması bozukluğundan kaynaklanmaktaydı.
  • Eskiden DEHB hastası çocuk sayısı çok azken, şimdilerde bu sayı hızla artıyor ve yeterince araştırılmadan çocuklar ilaç ile tanışıyorlar. İlaçlar sadece gerçek hastaları tedavi ediyor ancak hasta olmayan çocuklarda bu ilaçları kullanmış olmak, ileri ki yıllarda bağımlılık riskini arttırabilir. Bunun sonuçlarını da ne yazık ki sonra ki yıllarda anlayacağız.
  • Bu hastalığı belirtilerinden sadece biri olan dikkat eksikliği herkeste dönem dönem ortaya çıkabilecek bir belirtidir ve sadece bu bulguya dayanarak hastalık tanısı konulması son derece yanlış.
  • Özellikle okulöncesi dönem eğitiminde sorun olan, yeterli disiplini almamış çocuklar okula başladıklarında okula ve ortama uyumsuzluk, dikkat eksikliği gibi sorunlar yaşayabilir. Bu durumda öğretmen ve okul psikologlarına çok işler düşüyor. Bu nedenle çocuğu DEHB olarak adlandırıp, hemen bir çocuk psikologuna götürmek erken yaşta bu ilaçlarla karşılaşmalarını sağlayabilir.  Dikkat eksikliği bir çocukta çok farklı nedenlerle de ortaya çıkar. Bunların en önde gelenleri ise, yeterince ve kaliteli uyumama, ışıklı ekranlara sahip tekolojik aletlerin çok fazla kullanılmasıdır. Derin ve sağlıklı bir uykuya geçebilmek için en az 4 saat ışıktan uzak kalmamız gerekmektedir.
  • Hiperaktif gibi görünen, özellikle erkek olan bir çok çocuğun okula başlamadan önce evde yeterince disipline edilememiş olmasından kaynaklanan sınıf disiplinine uyamama sorunu yaşadığı gözlemlenmektedir. Bu nedenle hem aileler hemde öğretmenler bu tarz çocuklara özel bir program uygulamalıdır. Bu tarz çocuklara hemen hiperaktif tanısı koymak yanlıştır. Mutlaka detaylı bir kontrolden geçmeleri gerekmektedir.
  • Bu tarz ilaçları almaya alışan çocuklar ileri ki yaşlarda bağımlılığın etkisiyle kokain gibi uyuşturucu maddelere bağımlı hale geldiği gibi aynı zamanda, hastalık taklidi yaparak psikiyatrislerden temin etmeye, bunu beceremezse de yasadışı yollardan, sahte reçetelerle temin etmeye çalışıyorlar.
  • Bu tarz ilaçların genel olarak insan üzerindeki olumsuz etkileri yeterince araştırılmış değil. Hayvan deneyleri ile araştırmalar yapılıyor. Özellikle 90'lı yıllarla kullanımı hızla artan ilacın Lenfositik lösemi gibi bazı kanserleri arttırabileceğine dair şüpheler olsa da ispatlanmamış. Hayvan deneyleri ile ilgili sonuçlar da pek yüz güldürücü değil. Erken dönemde metilfenidat adlı ilaca maruz bırakılmış deney hayvanlarının, ilaçlar kesilmiş olsa dahi erişkinliklerinde, ilgi kaybı, cinsel işlev bozukluğu, öğrenme güçlüğü gibi sorunlar geliştirdikleri gözlemlenmiş. 
  • Eğer çocuğumuz gerçek bir DEHB hastası değilse, dikkat arttıracağız, hafızasını güçlendireceğiz, okula uyumunu sağlayacağız derken bu ilaçları kullandığımızda, bir süre sonra dikkat işlevimizin ve hafızamızın kalıcı olarak bozulma olasılığı çıkmaktadır. 
  • Beynimiz hücre kaybının telafi edilemeyeceği bir organımızdır. Özellikle de çocukluk ve gençlik çağında, beynimizin bu tür bir kayıpla karşılaşması yaşam boyunca olumsuz etkiler ile karşılaşmamıza neden olabilir. Beyin hücre kaybı demek beyin işlevlerinin giderek zaafa uğraması, hatta bütünüyle yitirmesi ve Perkinson, erken bunama gibi yıkıcı hastalıklara yakalanma olasılığının ortaya çıkması anlamına gelmektedir.
  • Çocuklarda dikkat eksikliğinin bir nedeni de konuya karşı merak ve isteğinin olmaması ile bağlantılıdır. Merak duygusunun çocuk ve gençlerde eksik olmasının bedeni, beyinlerinde eksik olan bir madde değil, eğitim sisteminin çocuklarda merak uyandıracak bir yapılanma içinde olmamasının yanında çocukların yetiştirilmesindeki yanlışlardan kaynaklanmaktadır. 




Kişisel düşünceme gelince, bazen evet çocuklarımızı korumak için aşırı koruyucu olabiliyoruz. Ya da ortaya çıkan en küçük sorunda acaba bir sorun mu var diye düşünüyoruz. Hele ki son yıllarda adını sıkça duyduğumuz bu DEHB hastalığını okullar ve komşularımızın da yönlendirmesi ile " acaba benim çocuğum da öyle mi?" diye düşünüyoruz. Burada anneye de cidden büyük bir görev düşüyor. Belki yanlış bir tabir olabilir ama, sırf birileri böyle söylüyor diye hemen modaya uymamız çok yanlış olur. Durumu çok iyi gözlemlemek gerekiyor. 

Bana da söyleyenler oldu. Evet büyük oğlum hareketli, bazen dünya yansa dönüp bakmaz ama ilgisini çeken bir konuda fısıldasak bile duyar. Küçükken belki çalıştığım için tam anlamıyla disiplin vermemiş olabilirim diye düşünüyorum bu kitabı okuduktan sonra. Bir de erkek çocuklarının daha hareketli olduğu gerçeği var. Eskiden "kurt var bunda" derlerdi şimdi ise, Hiperaktif mi oğlun, bir doktora götürsene diyorlar. 

Kitabın son satırları, aslında belki de bütün olup biteni ve nasıl düzeleceğini bize gösteriyor. 


Kitabı alıp okumanızı tavsiye ediyorum. Benim sizinle paylaşabildiklerimin dışında daha detaylı bir çok bilgi edineceğinize emin olabilirsiniz. Peki bu konuda sizler neler düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum.

Sevgiler

Şafak

13 Tem 2016

Hediyemiz Sahibini Buldu

Merhaba,

Geçtiğimiz haftalarda Sevgili Kitabı.com ile yaptığımız hediyenin kazananı belli oldu.

                               Gereksiz İşler Başkanı


Ancak kendisinin google + paylaşımını bulamadım. Kendisine mail attım ama henüz cevap vermedi. Benimle en kısa sürede irtibata geçerse çok sevinirim. 18 Temmuz Pazartesi saat 13:00 'e kadar kendisine ulaşamazsam ve aynı zamanda en azından bu postun altına yorum yazmazsa hediyeyi yedek talihlimize vereceğim. Sonra görmedim duymadım ama benim hakkımdı olmasın.

Yedek talihli ise;

                                                                       Uğur Aksu 


Çekilişin videosunu ekliyorum. Gece geç bir saat olduğu için çok sesim çıkmadı idare edersiniz artık :)








Takipte kalmaya devam edin

Sevgiler

Şafak

11 Tem 2016

Durum Leyla mı Gerçekten?


Gün geçmiyor ki ruh halim karışık olmasın. Bir bakıyorum bir an, dünyaya olumlu gözlerle bakarken ben, bir anda dertli, takık bir kadın olup çıkmışım. Bir an her şeyi yapmak istiyorum bir an hiç bir şey yapmamak. Gel-gitler yaşıyorum. Öğlene kadar uyuyorum o günlerde, hiç uyanmak istemiyorum.

Bir bakıyorum dünyayı kurtaracak kadar güçlü ve cesurum sonra bir anda, "yok yok hayat iğrenç, yaptığım her şey boş" demeye başlıyorum. 

Yenilmişlik sendromu mu yaşadığım şey yoksa, depresyon mu bilmiyorum ama bu durum bile bir anda canımı her şeyden çok sıkıyor. Sonra neden böyle hissediyorum diye bir kere daha canım sıkılıyor. Oysa bir çok insanın sahip olmak isteyebileceği bir çok şeye sahibim bu hayatta...





Sık sık geçmişi düşünürken yakalıyorum kendimi.

Bazı insanlar var ki, düşününce burnumun direği sızlıyor. Ah ah, keşke o anda şöyle yapsaydım, şu anda böyle davranmasaydım diyorum. Bazı anıları değiştirip değiştirip tekrar yaşıyorum. Daha doğrusu yaşatmaya çalışıyorum. Bazen leylak kokuları duyuyorum bazen de denizin dalgalarını o anlarda. Bir bakmışsın, Kaleiçi'nde bir masada denize yan oturuyorum, bir bakmışsın daha önce hiç sarılmadığım ama çok sevdiğim birine kocaman sarılıyorum. Sonra hoopp gerçek dünyaya pek de hoş gelmiyorum. 

Bazı insanlar da var. Karşımda olsalar sanırsın bir kaşık suda boğacağım. Onlar aklıma geldiğinde içimde ki canavar ile karşılaşıyorum. Ne kadar üzdülerse beni o kadar üzülsünler istiyorum. Bir yazarın dediği gibi, "sorun yok zira Allah var" diyemiyorum. İlahi adalet var diyorlar tamam ama, ben bir an önce gelsin istiyorum o adalet. Bazı yaralar asla kapanmıyor. Yaralayanlardan uzak kalmak bile sadece geçici çözüm oluyor. İçeride, taa yürekte ki acıyı hiç bir şey geçirmiyor. En fazla okkalı bir küfür sallıyorum. Küfür kadına yakışmaz diyenlere inat, bu bile insan olduğumu hatırlatıyor ya bana, mutlu oluyorum.

Sonra ne yapsam diye düşünüyorum.


Bir an tüm hayatımı değiştirmek istiyorum. Eteğimde ki taşları toplayıp farklı yerlere yerleştirsem diyorum. Bir çok şeyi yeni baştan inşa etsem. Blog yazmayı bıraksam diyorum mesela. Sonra hayalimi daha gerçekleştiremediğimi hatırlayıp vazgeçiyorum. Kendime daha çok vakit ayırsam diyorum mesela. Eski günlerde olduğu gibi, daha çok baksam kendime, tırnaklarım uzun olsa, makyajsız çıkmasam yine sokağa. Topuklu ayakkabıya dönebilir miyim diyorum kendime. Sonra hepsinin boş olduğunu anladığım anlar geliyor aklıma. Vazgeçiyorum...

Çocuklar büyüyor ben yaşlanıyorum. Saçıma aklar düştü bu ara. Beyazlarım yokken boyasız gezmeyen ben, sanki onları gördükçe kendimi daha çok üzeyim diye, boyamak istemiyorum. 

En eski yazdıklarımı düşünüyorum. Aynı şarkıyı belki yirmi kere arka arkaya dinliyorum. Kendime verdiğim akılları hatırlıyorum. Eski şiirlerimde arıyorum kendimi. Bazen buluyorum da . 18 yıl önce yazdığım, adı adım olan bir şiirin ilk kıtasını kendime hatırlatıyorum.




Hey sen!

Salak kızım, aptal aşığım
Kalk giyin, kendine gel
En güzel kıyafetlerini giyin
Biraz bir şeyler sür yüzüne renk gelsin
Hayat hala devam ediyor


Sonra da sonu ile kendime cesaret vermeye devam ediyorum.
Ne o?
Korkuyor musun?
Yapma be gülüm
Sen istersen en zoru başarabilir
Kendinle hesaplaşabilirsin
Yeter ki karar ver
Kalemini kır gitsin...

Yazmak beni en çok mutlu eden şey bir kere daha anlıyorum....

6 Tem 2016

Yayınlatmak mı Yoksa Yayımlatmak mı?


Herkese merhaba,

Umarım bayramın 2. günü hepiniz için iyi geçiyordur. Malum ne bayram kutlama isteğimiz kaldı içimiz de ne de bir şey yapmak. Ama dini bayramların en büyük özelliği bana göre kutlama yapıyor olmak değil de, bu sene de yeni bir bayrama ulaşma sevinci, dini görevlerimizi yerine getirme mutluluğudur. Her ne kadar son yıllarda olay, tatil yapma kılığına bürünse de, ben bayramları ayrı bir seviyorum. Bu nedenle sosyal medyada da bayramınız kutlu olsun mesajı verenlere, böyle bir günde ne kutlaması gibi bana göre gereksiz tepkiler verenlere, böyle detaylara takılmak yerine resmin büyüğüne bakalım diyorum. Bu da benim düşüncem.

Gelelim yazımın konusuna. Bugün yeni bir şey daha öğrendim. Belki okuyan bazı kişiler biliyordur ama ben bugün bir vesile ile öğrendim. 

Efendim, kitap yayınlatmak denmezmiş, yayımlatmak denirmiş. Türk Dil Kurumu'da burada açıklamış olayı. 

Bu yazı da burada dursun. Kimbilir bir gün birine lazım olur. 

Yazı da en zorlandığım şey ise Türkçeyi kelimesi üstten virgül ile ayrılır mı ayrılmaz mı oldu? Google dünyası da karışık bu konuda :) Farklı farklı fikirler var. Emin olanlardan bu konuda da yorum bekliyorum.


Sevgiler

Şafak
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...