29 May 2016

Küçükyalı Sevgi Evleri Blogger Abla/ Abi Buluşması


Merhaba,

Öncelikle yazıya nasıl başlayacağıma karar veremedim. Çok güzel bir hareketle, blogger arkadaşlarımla birlikte bana göre gurur verici bir buluşmaya imza attığımızı düşünüyorum. Herkesin elinden gelen gayreti gösterdiği, ben değil biz bilinci ile hareket ettiği bu çalışmada, her birimiz öyle farklı duygulara büründük ki, bizim için de çok farklı oldu. Dediğim gibi kelimelere dökemiyorum aslında hissettiklerimi bu nedenle de yazımı erteledim durdum. Anladınız siz beni, biliyorum.


Malum tüm dünyada kimsesiz bir çok çocuk var. Bizler de Küçükyalı Sevgi Evleri'nde yaşayan 85 çocuk için yaklaşık 2 ay önce el birliği yapmaya karar verdik.  Yaşları 9 ila 13 arasında değişen 85 çocuk. Her birinin hikayesi bir diğerinden farklı. Bu yuvada yaşayan çocukların aileleri aslında hayatta. Sadece 1-2 tanesinin kimsesi yokmuş. Aileleri ile görüşebiliyorlar. Ama ne yazık ki bir çok çocuk görüşmek istemiyormuş! Aslında devletimiz, bu çocukların uygun durumda olan ailelerine belirli bir aylık vermek istiyormuş, çocuk aile ortamında büyüsün diye. Ama sonuçta hepsi çocuk, ve biz büyükler ne kadar istesek de onların dünyasını tam anlamıyla anlayamıyoruz. Anlayamayız da. Çünkü bizler büyüdükçe çocuk duygularımızı kaybediyoruz. İçimi burkan ve  beni çok üzen bir olay oldu mesela. Çocuklardan birini annesi küçükken yuvaya bırakmış. Çocuk o kadar çok anne diye ağlamış ki, annesini defalarca arayıp gel diye çağırmışlar. En sonunda dayanamayıp o kadar ısrar etmişler ki kadına, kadın söz vermiş geleceğine. Peki gelmiş mi? HAYIR! 5 yıl geçmiş üzerinden... Ve bizler çıkarken o çocuk kapıya çok yakın bir yerde bankta oturuyordu. Sanırım hala annesini bekliyor. 

Yuvada gözlemlediğim şey, çocukların maddi şeylerden ziyade maneviyata ihtiyacı olduğu. Gerçekten devletimiz ve bu bölgede ki halkımız gereken maddi desteği veriyor. Çocukların aylık 80 TL maaşları var. Bu ziyaret tüm düşüncelerimi karıştırdı. Mesela, düşünüyorum da, sürekli ziyarete gidemeyeceksen, hadi bugün gideyim demeyeceksin. Çünkü ister istemez bekleniyorsunuz ve belki de hayal kırıklığına sebep oluyorsunuz. 


Peki yuva nasıl derseniz? Eskisi gibi ranzalı kırık dökük yerler değil artık yuvalar. Her biri daire şeklindeki bir evde yaşıyorlar. Bir evde olan her şey o evde var. Bilgisayarları var ve belirli saatlerde kullanabiliyorlar. İçinde yaşayan çocukların ilgi alanlarına göre, spor aletleri, kutu oyunları, kitaplar her şey mevcut. Evde 12 saatte bir değişen 4 farklı kişi var. Çocuklar onlara "anne" diyor ve onların yemeğinden, temizliğinden o anneler sorumlu. Gördüğüm kadarıyla hepsi de çok tatlı kadınlar. 


Bizler onlarla kahvaltı yaparak sohbet etme fırsatı yakaladık. Hem bizler evde bir şeyler pişirdik hemde bazı firmalarımızda hem kahvaltımıza hem de çocukların bazı ihtiyaçlarına göre sponsor oldular. Kendilerine teşekkür ediyorum ve böyle bir projede, bizi gönülden destekledikleri için iyi ki varlar diyorum. 

Bu güzel sosyal sorumluluk projesinde destek olan tüm blogger arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum. İyi ki sizlerle tanışmışım.



Bir kişinin bile hayatına dokunabilirsen çok şanslısındır diye düşünürüm hep. Umarım bunu bir gün gerçekleştirebilirim. 

Sevgiler

Şafak

27 May 2016

Sünnet Kıyafeti Seçimi

Herkese merhaba,

Bu sene Allah izin verirse Ege'yi sünnet ettirmeyi istiyoruz. Bu nedenle, hazırlıklar ve araştırmalar başladı bizim evde. Öncelikle karar verilmesi gereken konuların başında, operasyonun ne şekilde, kime ve ne zaman yapılacağına karar vermek. Bu konuda ki araştırmalarımız halen devam ediyor. Bizde bunu araştırırken diğer detayları halledelim diye düşündük ve sünnet kıyafeti seçimi konusuna öncelik verelim istedik.

Şimdi efendim öncelikle, zamanla birlikte bu konuda da tercihler değişti. Bir çok forum sitesinde dahi, neler yazılı neler. Aşırı harcamaları abartı bulanlardan, sade bir şeyi "hayatta bir kere olacak, basit bir kıyafetle mi geçiştirelim" diyenlere kadar çeşitli fikirler var. Bir kısım, bu tarz kıyafetlere para harcamanın müsriflik olduğunu savunuyor ve o gün, çocuğun istediği her hangi bir kostümü giymesini yeterli buluyor. Kimisi, biz Osmanlı torunuyuz diyerek şehzade kıyafetini istiyor, kimisi prens kıyafetinde karar kılıyor. tabi burada hemen belirteyim de yanlış anlaşılmasın, her şehzade kıyafetini seçenin amacı Osmanlı olduğunu ispat değil, o tarz kıyafetler ayrı bir havalı.

Bende bu nedenle önce eş, dost arkadaşlara sorarak, sonra internette araştırarak sonrada bizzat Eminönü'ne giderek arayışlarımı sürdürdüm. İtiraf etmeliyim ki, gönlümden geçen yine bu havalı olma mevzusu yüzünden şehzade kıyafetiydi ama en sonunda Ege ve Efe'nin istediğini almakla alışverişimizi noktalandırdık :)

Bugün her keseye göre bir kıyafet mutlaka var. Fiyatlar aldığınız yere, üzerindeki işlemelere, kumaşın kalitesine göre değişiyor. Bence bu konuda internet üzerinden satış yapan siteler ve Eminönü en uygun seçenekler. İnternetin tek dezavantajı, resimdeki ürün ile elinize ulaşan ürünün farklı olabilme ve hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz. Tabi bir de üzerinde gördüğünüzde seçim yapmak çok kolay. Ayrıca öyle durumlarda çocuğun rahat edip etmemesini de anlayabiliyorsunuz.


Takım olarak satılıyor sünnet kıyafetleri. Şapkası, asası, maşallahı, pantolon, gömlek, ayakkabı hepsi bir arada veriliyor. Biz oldukça uygun fiyata aldık. Hatta özel dikim yaptırdığımız ve iki çocuğa aldığımız düşünülürse, tahminimden çok çok uyguna mal oldu bize. Aynı şeyi bir başka yerde diktirmek istediğimizde tek çocuk için 1000TL fiyat vermişlerdi. Bizim ikisi bile o fiyata çıkmadı. Bu nedenle, bizim aldığımız yeri size rahatlıkla önerebilirim. Eminönünde, Çakmakcılar yokuşu Nasır Han'da bulunan Delikanlı Collection. 

Belki öyle ipek kumaşlardan dikilmedi, çok değerli taşlarla falan süslenmedi ama, çocuklarımız hayatları boyunca saklayabilir, hatta evlerinde sergilemeye devam bile edebilir :) Zaten ciddi anlamda, birkaç saat kullanılan bir şey  bence çok para verilmemesi taraftarıyım. Düşünsenize iki çocuğa vereceğim 2000 TL ile istersem 5 çocuğu daha giydirebilir, mutlu edebilirim.


Diğer detayları da önümüzdeki günlerde anlatmaya devam edeceğim. Allah hepimizin kalbine göre versin, damatlıklarını da göstersin inşallah

Sevgiler

Şafak

20 May 2016

İnsanın Bahanesi Bir Tek Kendisidir Bu Hayatta

Merhaba,

Hiç düşündünüz mü? Bazı insanlar hep öne çıkmak ister bazı insanlar ise geride kalmak. Bazıları başarıları hep kendine bağlar, bazıları paylaşmayı tercih eder. Bazı insanlar en iyisi benim'i ispat çabasındadır, bazıları da "aman ne yapayım olursa olur, olmazsa kader "der. Bazı insanlar siz onlara taş atsanız da size çiçek verir, bazıları tüm iyi niyetinizi suistimal eder! Kimisi hiç beklemediğiniz bir anda, yapayalnızken size omuz verir. Kimisi de bana omuz olur dediğiniz anda bir tekme de o atar...

Peki neden? İnsanları böyle olmaya iten gerçek neden ne olabilir acaba? Çekingenlik mi? Çok bilmişlik mi? Başarılı olma çabası mı? Yoksa içlerinde bir yerlerde başarısız olduğuna inanmak mı? Gerçek bir dost olması mı? Vefasızlık mı? 

Bir süredir, belki de yaşın yarısını geçeli çok olduğundan, daha fazla takılı kalıyorum hayata, insanlara, haksızlıklara, yanlış anlaşılmalara, ukalalara, çok bilmişlere, iyiliğe kendini adayanlara, bencillere, saygısızlara. Neden diyorum, neden insanlar bu denli farklı? Yaşananlarsa insanı değişik yapan, herkes kendince bir şeyler yaşamıyor mu? Yok genetikse sorun, e kardeşler farklı, kimse anne babasının aynısı değil. O zaman bu sorunun nedeni bu da olmamamalı.


Ben çoook eskiden çok saftım biliyor musunuz? Herkesi iyi zannederdim. Birinin yaptığı kötü bir şeyse bile, mutlaka haklı bir sebebi var sanırdım, öyle yapmak istememiştir derdim. Sonra çok taşlar düştü kafama :) aklım başıma geldi. Mesela kimseye, "ay çok iyi biridir" demeyi bıraktım uzun süredir.  Yapılan davranışlar altında bir şeyler aramaya başladım. Çoğunlukla da buldum :) Çünkü biriyle karşı karşıya gelmediğiniz sürece, size göre İyi Biri midir, değil midir anlayamıyorsunuz!!

Bir şarkıda dediği gibi "dalgalandım da duruldum" :) Ne alaka bu şarkı demeyin içimden geldi bir anda :)

Neyse konumuza dönecek olursak;

Bakıyorum bende dahil, herkes bir agresif. Ben değilim demeyin, aynaya bir bakın göreceksiniz?  Ya da nelere sinirlendiğinizi düşünün. Normal şartlarda incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler bir çoğu. Yaşadığımız stresden mi, yorucu hayat gayesinden mi, yoksa yediğimiz içtiğimizden midir nedir bilinmez, böyle bu durum. 

Ne gibi mesela derseniz, şöyle ki;
  • Hiç vermezken "hep bana hep bana diyenler" var. "Allah gözünüzü doyursun" diyesin geliyor susuyorsun. 
  • Kendi hatalarını başkalarına yükleyenler var. "Böyle yaptım ama o da bana bunu yaptı" diye kendini haklı çıkarmaya çalışanlar. Yapma kardeşim yapma! Yaptığın her davranışı seçen sensin. İnsanın bahanesi bir tek kendisidir bu hayatta.
  • Sonra bir de iyi niyet gösterdiğin karşılığında aynı niyeti göremediklerin var. Tamam alıp baş tacı etme beni. Etme de, üstüne bir de sana yapılan yardımı sanki sen o kişiye yapmışsın gibi sağda solda anlatma! Zaten anlatıyorsan o senin iyiliğin değildir. Şovundur.  Karşındaki seni bozmuyorsa, yalanını ortaya çıkarmıyorsa, rezil etmiyorsa seni bunun nedeni kendisidir. Yoksa kimsenin kimseden korkusu, çekincesi olamaz hayatta. Kısacası ne yaparsan yap şov yapma.
  • Mesela bazı insanlar var. Vermesi gereken sevgiyi vermeyen, birilerinin ağzı ile hareket eden. Sonra bu insanlar tek bir hareketle her şeyin normale döneceğini zannediyorlar. Dönmüyor mirim dönmüyor! Kırılan şeyler asla tamir olmuyor. Üstüne bir de normale dönmeyince, karşısındakini suçluyor o kişiler. Apaçık günahını alıyor yani. E korkun biraz ya! Birilerinin günahını alırken, bir de öbür taraf olduğunu düşünün. Olmama ihtimali bile olsa, ya varsa!!!
  • Karşısındakini saf zannedip, aptal yerine koyanlar var. Hatta bazen o kadar belirgin yapıyorlar ki bunu, kendileri bu konuma düşüyorlar farkında değiller. Sana canım cicim deyip, arkanı dönünce hakkında atıp tutuyorlar, anlattıklarının bir şekilde sana geleceğini düşünemeyecek kadar akılsızlar.  Ben neyse ki akıllıyım, karşımdakinin yüzüne söyleyemeyeceğim hiç bir şeyi, başkaları ile paylaşmıyorum içimde tutuyorum :))) Bir de tabi böyle benim gibiler var. Ayyy, çoğalmayalım!!
  • Herkes çatacak birini arıyor. Herkes birbirine laf sokuyor. Herkes her şeye hakkı olduğunu düşünüyor. Konuyla alakan olmasa dahi "Yahu kardeşim kimsin sen" diyesi geliyor insanın :) 
  • Çok güzel insan kullananlar var. Kullanım süren dolduğunda fırlatıp atıyorlar seni. O güne kadar onun için ne yaptığının hiç bir önemi kalmıyor. Oysa vefa en önemli meziyetlerden biridir bana göre. Sonrasında herhangi bir sebepten yolun ayrılsa dahi, eski günlerin hatrına susmak gerekir. Kol kırılır yen içinde kalır misali, kimsenin ağzına laf vermemek gerekir. 
Bu liste uzar gider aslında. O kadar çok şey oluyor ki insan ilişkilerinde. Bu yazdıklarımdan birini yada bir kaçını hepimiz yapıyoruz zaman zaman. Bunları yapmasak nirvanaya ulaşacağız aslında. Sizinde bu listeye eklemelerinizi bekliyorum bu arada. Yorum kısmına yazmayı ihmal etmeyin :) 

  • Böyleleri de var, çaktırmadan size isteklerini yaptıranlar, sonra bunun sizin tercihiniz olduğuna sizi inandıranlar ;) 
Bunu yazdım diye hiç yorum gelmezmiş yazıya, kendi kendini baltalamak bu olsa gerek :)))
  • Böyleleri de var tabi, doğruyu söyleyeceğim diye kendi bindiği dalı kesenler. Onların bir tek kendine zararı var. :)

Peki ben ne durumdayım bu ara ? Anlatayım efendim. Bir ara çok sakindim. Neredeyse eski saf günlerim kadar sakindim ve zaman zaman tekrar eski saf günlerime tamamen dönmeye meyilleniyordum ama yok. Yok cidden rahat bırakmıyorlar. Gel diyorlar, ver dersimi, yarala beni, acıt, kanat. Arkanı dön yürü. Bilmiyorum ki nasılım! Şu an Allah'tan eşim frenliyor beni. Zaman zaman sinirden tepinirken yakalıyor beni. Sakinleştiriyor. O da olmasa kavgalı olmadığım kimse kalmayacak neredeyse :) Çünkü ben duygularımı uçlarda yaşayan biriyim ne yazık ki. İçinde tutamayan, içinden geldiği gibi hareket eden. Sevinince, ağzı fiyonk havalarda yürüyen, sinirlenince ne kadar kırıp döktüğüne bakmadan önüne gelen her şeyi yakıp yıkan. Küfür kadına yakışmaz diyenlere inat, çok da güzel küfür edebilen. 

Biri anlatmıştı bir süre önce. "Hepimiz defoluyuz" aslında diyordu. Yaşadıklarımız, çocukluğumuz, okul günlerimiz, ailemiz, arkadaşlarımız hepsi hayatımızda çeşit çeşit yaralar açıyorlar. Biz bu defoların farkında değiliz, ama karşıdan apaçık belli oluyor. Doğru mu sizce? Peki nasıl tamir edeceğiz bu defolarımızı? Zaman kötü, yeni nesil gün geçtikçe bencilleşiyor, kimsenin kimseye saygısı yok diyorlar. Bu halimizle nasıl iyi birer örnek olacağız ki? Bu defolar mı yukarı da yazdıklarımın nedeni?

En sevdiğim şarkılardan biri ile veda edeyim bu gece size. Mutlu geceler efendim :)




15 May 2016

Hassas Anne Etkinlik Merkezi ve Hassas Anne Dükkan Açıldı


Merhaba,

Dün sevgili Hassas Anne Ece Kumkale'nin yeni yeri Koşuyolu Hassas Anne Etkinlik Merkezindeydim. Bildiğiniz üzere bir süredir, Ali Nazime Sok no:32 Koşuyolu, Kadıköy adresinde çok güzel bir etkinlik merkezi var. Oyun grupları, duyusal oyun Atölyeleri, eğitimler, seminerler, doğumgünleri, davetler ve lansmanlara dopdolu bir programları var. Çocuklar ve büyükler için çok güzel çalışmalar, seminerler düzenleniyor. Alanında uzman kişiler zaman zaman anneler önemli bilgiler veriyor. Çok kalabalık olduğundan fazla resim çekemedim ne yazık ki :( Etkinlik merkezi hakkında bilgi almak için 0535 876 68 81’i arayabilirsiniz.


Kutlama oldukça kalabalıktı dediğim gibi. Basın ve medyadan tanınmış kişiler, blog dünyasında yer etmiş bir çok blogger, alanında uzman kişiler vardı.


Etkinlik boyunca sevgili Tekin Tekman ve Hayko kulaklarımızın pasını sildi. Harika bir müzik ziyafeti ile bizlerleydi. 


O gün aynı zamanda 1 yıldır instagram üzerinden satış yapan Hassas Anne Dükkan'ın internet üzerinden satışa başlamasını da kutladık. Gıda ürünlerinden, oyuncaklara, çocuk güvenlik malzemelerine, oyun matlarına kadar ürünler bulabilmeniz mümkün. Dükkanı İncelemek isterseniz Buraya Tıklayabilirsiniz. 


Açılışa destek olan nebyandogal.com , tatlimo.com , tazemutfak.com, Melekeli.com.tr Mycey.commakarnalutfen.com  'a teşekkürler. 


Güvenli ve kaliteli alış-veriş için Hassas Anne Dükkan'ı ve çocuğunuz için güzel bir gün yaşamak isterseniz Hassas Anne etkinlik Merkezini ziyaret etmenizi öneririm. 

Başka bir yazıda görüşmek üzere
Sevgiler

Şafak


10 May 2016

Katarakt Nedir? Katarakt Ameliyatı Nasıl Olur



Herkese merhaba,

Babam doktora gitmeyi seven bir insan değildir. Öyle ki hatta hiç gitmez. Allah'a şükür bu zamana kadar da önemli bir şey olmadı. Maşallah suphanallah.

Bir süredir görme duyusunda sorunlar yaşıyordu. Öyle ki, gençken futbol oynadığı dönemlerde, gözüne bir top gelmiş ve çok minik bir beyazlık oluşmuş. Bu söylediğim bundan neredeyse 40 yıl önce. Sonrasında o beyazlık uzun yıllar hiç değişiklik göstermeden durdu. Son 5 yıldır ise, beyazlık yavaş da olsa büyümeye ve görmesini azaltmaya başladı. Uzun süren "doktora gitmelisin" baskılarımız nihayet sonuç verdi. Hoş bundan rahatsız olmasaydı yine gitmezdi. Acaba sorun ne olabilir siye öncesinde biraz araştırdık tabi. Özellikle google amcayla çok sık beraber olan ben. Sonunda 2 hastalık arasında kaldık. Hangi doktora girsek arayışlarımız sonucunda, uzun yıllar önce rahmetli anneannemi ameliyat eden doktorda karar kıldık. Çünkü o çok memnun kalmıştı.

Doktorumuz, Bayrampaşa Göz Vakfı Hastahanesinde çalışan. Op. Dr. Turhan Soylu. Göz vakfı ülkemizin bana göre en iyi hastanesi. Turhan beyde, başarısını kanıtlamış ve akademik olarak kendini hep geliştirmiş ve işini seven bir doktorumuz. Babamlar hastaneye randevu alarak gittiler. O gün içinde hem teşhis hemde gerekli tahliller tamamlandı. Katarakt teşhisi kondu ve 3 gün sonra ameliyatını oldu.


Katarakt, orta yaş üstü kişilerde görülen bir göz hastalığı olmakla beraber;
  • Yenidoğan bebeklerde,
  • Şeker hastalarında,
  • Göze gelen fiziksel darbeler sonrasında,
  • Uzun süreli kortizonlu ilaç kullananlarda görülebilen bir göz hastalığıymış.
Babamda ki, gençlik yılllarında futbol oynarken gözüne aldığı bir darbe sonrası oluşmaya başlamış. O zamanlarda önce annesi babası kızar bir daha futbol oynamasına izin vermez diye gizlemiş ve doktora gitmemiş. Yıllar geçtikçe beyazlık büyümeye başlayınca yine bir doktora gitmiş.  O zamanlar teknoloji bu kadar gelişmediği için de, doktor ona "10 yıl sonra kör olacaksın! Herhangi bir tedavisi yok" demiş. Babamda sonrasında hep ertelemiş durmuş. Göz görme yeteneğini kaybetmeye devam edip, diğer gözde de başlamasıyla bizimde ısrarlarımız sonucu ameliyatını oldu. 

Yaşlılarda çok sık karşılaşılan katarakt ne yazık ki ilaçla yada gözlükle tedavi edilemiyor. Katarktdan kurtulabilmek için mutlaka ameliyat olunması gerekiyor. Teknoloji ilerlediği için ameliyatlar çok kısa sürede oluyor ve hasta ameliyat sonrası sıkıntı yaşamıyor. Genel olarak iki çeşit ameliyat yapılıyor. Bunlardan biri Fako Tekniği ve Femtosaniye Laser tekniği ile ameliyatlar yapılıyor.



Babamın ameliyatı yaklaşık 35 dakika sürdü ki, bu süre kataraktın boyutuna göre 20 ila 45 dakika arasında değişkenlik gösteriyor. Hastalara sadece gerekli gördükleri durumda, bebekler ve çocuklar gibi çok ama çok nadir zamalarda genel anestezi uyguluyorlar. 

Peki ameliyatta neler oluyor derseniz;


Lokal anestezi ile bölge uyuşturuluyor ve sonrasında lazerle göz i.ine göz merceği konuluyor. Burada ki önemli husus, doktorun tecrübesi ve seçilen merceğin kalitesi. Kalitesiz bir mercekle hastanın tekrar ameliyat olması mümkün. 

Ameliyatta çıktıktan sonra oldukça iyi durumdaydı ve o andan itibaren, yemek içmek gibi hayatı fonksiyonları da dahil her şeyi yapabiliyordu. Sadece bir kaç konuda uyarıda bulundular ve onlar hakkında bize bilgilendirici bir yazı verdiler. Ameliyat olunan göz tarafına yatılmaması ve yüzün yıkanmaması gibi. Ertesi gün bandajları açıldı ve düzenli olarak kullanacağı ilaçlar verildi. Ameliyattan sonra normal hayatına devam edebiliyor ve sizin enfeksiyon riskine karşı gözü korumanız çok önemli. Bir de ilaçları mutlaka kullanılmalı ve kullanım saatlerine bağlı kalınmalı. 



Göz vakfı İstanbul Bayrampaşa, İstanbul İdealtepe ve Bursa Yıldırım'da mevcut. Daha detaylı bilgi için sitelerini inceleyebilirsiniz. Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum, fiyatlar diğer hastanelere nazaran oldukça uygun. 

GözVakfı sitesi için tıklayınız.

Sağlıklı günler dileğiyle, sevgiler
Şafak


Not: Yazıdaki bilgiler kendi kişisel deneyimlerimizi yansıtmaktadır. En iyi bilgiyi doktorunuzdan alabilirsiniz. Doktorunuzun önerilerini ve yönlendirmelerini lütfen uygulayınız

7 May 2016

Kimse İçin Ağlama Önemli Olan Sensin Bunu Asla Unutma

Merhaba

Normalde güçlü bir insanımdır. Kolayca korkuya kapılmam. Çünkü korkuların bizi ele geçirebileceğine ve yaşam enerjimizi emeceğine inanırım. Hayatım boyunca düştüğüm anlarda oldu elimde olan yada olmayan sebeplerden dolayı. Hatta tüm yaşama sevincimin yok olduğuna şahit olanlarda olmuştur. Beni elimden tutup bilerek yada bilmeyerek ayağa kaldıran dostlarım da.  Ne olursa olsun bir şekilde toparlandım.

Geçenlerde bir takipçimden bir mesaj aldım. Logomda yer alan "Kimse için ağlama önemli olan sensin bunu unutma" sözünün hayatımda önemli bir yeri olduğunu düşündüğünü ve neler olduğunu merak ettiğini söylüyordu. Evet bu bana ait bir cümle, evet bu sözün benim için anlamı büyük. Çünkü yaşanan bazı şeyler şunu gösteriyor ki, ne kadar çok destek olan kişi olursa olsun hayatında, hep bir yerlerde yalnızsın özünde. Herkesin kendine ait bir yaşamı ve tercihleri var. Sizin için, sizin kadar üzülebilecek kimse olmaz hayatta. Ve bizler bazen, öyle beklentiler içine giriyoruz ki insanlar ile ilgili o beklenti bir anda içinde bulunduğunuz üzücü durumdan daha fazla acı verebiliyor.

Benim hayatımda da tabi ki bazı olaylar oldu, hatta bir çok insan bana benzer bir şeyler yaşadı yani abartacak çok şey yok aslında :) Herkesin yaşadığı kendine göre büyük. Ve bence yaradan gerçekten de taşıyabileceğinden daha büyük yük vermiyor kimseye. İnsan doğası gereği öyle şeylere alışıyor ki, sonra kendisi de buna şaşıyor. Bu aralar yaşadıklarımdan esinlendiğim bir kitap yazmaya bile başladım. Bilmiyorum sonunu getirebilecek miyim?

İnsan bazen yalnız kalıyor ve ne yapacağını bilemiyor. O zamanlarda sanırım dönüp içine bakması gerekiyor. Ne istediğine, onu neyin iyileştirebileceğine doğru cevabı sadece kendisi verebiliyor. Mesela hayatımda böyle bir dönem olmuştu. Ne hissettiğimi bilmediğim, içine girdiğim boşluğun istediğim bir şey mi olduğunu yoksa beni çok mu üzdüğünü anlayamadığım günler. Başıma gelen şeyin haksızlık olduğunu düşünüyordum, bu kadarını hak etmediğime inanıyordum.


Ve günlerim anlamsız bir şekilde durmadan kendimi, ne istediğimi düşünerek geçiyordu.  Kimseyle detayları paylaşmıyordum da. İçimden geçenleri ne kendime ne de bir başkasına anlatmıyordum. Sonra bir gün bir arkadaşım, neden hayal kurmayı bıraktığımı sordu. O sorunun cevabını bile uzun süre düşündüm. O dönemlerin başında hiç kesilmeyen mide bulantılarım vardı. Bir çok doktora gittim. En son emar çektirmeye kadar gitti kesilmeyen bulantılarım. Emardan sonra doktor ile görüşmemde öyle bir şey oldu ki, bir anda kendimi içimdeki şeyleri ona anlatırken buldum :) Sanırım 10 dakika hiç durmadan konuşmuşumdur. Şaşırmıştır herhalde doktor da halime ama bir şey de diyemedi. Uzmanlık alanı olmadığı halde beni hiç sözümü kesmeden dinledi :) Oradan çıkıp taksiye bindiğimde, inanır mısınız mide bulantım kesilmişti. Bir daha da bulanmadı.

O gün dedim işte, logodaki sözü kendime. "Hiç bir şey için ağlama, önemli olan sensin bunu asla unutma"

Gerçekten de, kim sizin için sizin kadar üzülebilir? Kim gerçekten kendinizi üzmenize değer? Zaten değecek olsa, hiç üzülmenize izin verir mi? Vermez... Biraz karmaşık oldu belki ama, bir düşünün en son ne için üzüldüğünüzü? Şu an gözünüzü kapatıp dünyadan gitseniz, üzüldüğünüz şeyde ne ne kadar değişir yada sizi üzen o kişinin hayatı ne kadar değişir? Kendimize borçluyuz ayakta kalmayı. Yara aldığınızda nasıl iyileşebileceğinizi biliyorsunuzdur. Kim ne derse desin onu yapın, iyileştirin kendinizi. Hiç kimse için ağlamayın, kimsenin sizi ağlatmasına da izin vermeyin.

Sevgiler

Şafak


3 May 2016

Tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü kutlu olsun!


Anneler Günü geldi çattı… “Hep daha iyisi” diyerek bebeklerin ve annelerin isteklerine her zaman en iyi şekilde cevap veren, Türkiye’nin yeni bebek bezi ve ıslak havlu markası Sleepy, Unutkan Anneler’e teşekkür ederek onları unutmadığını gösterdi.

Bir zamanlar uyku kelimesini en sıcak kelime olarak tanımlayan, %50 indirimleri ve yeni sezon çantaları kaçırmayan, en son çıkan filmlere en önce giden, yemek keyfinden asla ödün vermeyen, küçük bir temizlikten sonra bile en az 3 saat dinlenen ve fönsüz dışarı adımını atmayan ama bir gün, dünyalarını değiştiren o büyük mutluluk ile birlikte dünyaları unutan tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü’nü büyük bir coşku ile kutladı.

Kendilerini çocuklarına adaya Unutkan Anneler’i unutmayan Sleepy, Anneler Günü için özel olarak hazırladığı ajandası ile de tüm annelerin kalbini çalmayı başardı. #unutkananneler hashtag’ini kullanarak Instagram ve Twitter sayfalarında paylaşımda bulunan ve Mayıs Ayı boyunca market.sleepy.com.tr adresinden alışveriş yapan herkese dağıtılacak bu ajanda ile tüm bir yıl mutluluk ve bol bol gülümsemeyle geçecek.

http://www.unutkananneler.com/

Sleepy, en sevdikleri pastanın son dilimini her zaman çocuklarına ayıran ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini varlıklarıyla kanıtlayan Unutkan Anneler’e “İyi ki varsınız…” diyor ve kalpten bir teşekkür gönderiyor.



Bir boomads advertorial içeriğidir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...