21 May 2013

İÇKİ Mİ YOKSA PARA MI?

Hani derler ya içki bütün kötülüklerin anasıdır. Yok kardeşim yok, adam gibi içersen sadece keyif verir. Bence bütün kötülüklerin anası PARA. Evet yanlış duymadınız, PARA.

Az olur, kahır edersiniz. Hamurunuzda bozukluk varsa azlığı hırsız eder.  Çok olur azdırır. Nereye harcayacağınızı şaşırırsınız, gün gelir o sizi harcar. Ya da kimseyle paylaşamayacak kadar çok seversiniz onu, sonra yapayalnız ölürsünüz. Paranızı geride kalanlar yer, birde size küfreder.

Bu söylediklerimi herkes bilir. Bilirde yine de herkes onu delice ister. Yeri gelir kalp kırarsınız onun için, gün gelir siz kırılırsınız farkında olmazsınız.

Haram vardır birde helal. Haram başkasının hakkı olanın sizde olmasıdır. Yasaktır size, ama bir şekilde size gelmiştir ve sizde ondan vazgeçemezsiniz. Paranın yüzü sıcaktır. Çeşitli bahanelerle kendinizi kandırırsınız. O sizde kalır. Kalır da eğer şanslıysanız bu dünyada bir şekilde çıkar sizi terk eder. Yoksa yandınız. İnananlar için diğer dünya denilen yerde bedeli ağırdır.

Tabi insanoğlu bazen helal ile haramı karıştırır. Buna da Allah karar verir.

Bana bu satırları düşündüren şey ne oldu biliyor musunuz? Daha önce yaklaşık 10 yılımı verdiğim bankanın ikinci emeklilik denilen sandığı kapanma aşamasına geldi. Eski adıyla Dışbank Güvenlik Sandığı vakfı, son adıyla Fortis Güvenlik Sandığı vakfı kapatılıyor. Vakfın kuruluş amacını yerine getirebilmesi için konulan can alıcı bir madde değiştirilerek çalışan ve emeklilerin hakları BES denilen bireysel emeklilik sistemine aktarılıyor. Banka birleşmesi nedeniyle, işten çıkartılanlar, istifa edenler yani kısaca "Ayrılanlar" bu parada bizimde hakkımız var diyerek olayı mahkemeye taşımaya hazırlanırken, halen çalışanlar "mutlaka var ama ne yapalım banka sizin hakkınızı vermek istemiyor yoksa biz vermek istiyorduk" diyerek vicdanını rahatlatıyor. Tabi bu arada ayrılanların hakkı olmadığını düşünenlerde yok değil. Birde hala çalışıp, gerçekten bu karara üzülen ve böyle olmamalıydı diyenlerde var. Ve bir bakıyorsunuz herkes birbirine düşmüş, hakaretler havada uçuşuyor.

Tüm bunlar olup biterken insanlar çirkinleşiyor. Gerçek yüzü ortaya çıkıyor herkesin. Kim ne kadar eder öğreniyorsunuz.

Bana sorarsanız (sormazlar ya neyse :) ) kapatılacaksa, emekliler yani hakkını kazanmış olanların hakkı verilmeli kalanların ise yani bu zamana kadar tüm çalışmış olanların ödedikleri tutar ve süre göz önüne alınarak emeklilerden sonra kalan para bölüştürülmeliydi. Ama yine para kazandı.

Değerinizi hayat belirlemesin vicdanınız belirlesin. Allah her şeyin hayırlısını versin. Paranında, insanında, ölümünde..

Sevgiyle kalın,
Şafak



18 May 2013

ÇALIŞAN ANNELERİN EN ZORLANDIĞI KONU; ÇOCUĞUM KİME EMANET

Bugün eski maillerimi  temizlerken çalıştığım dönemde kendime not olarak yolladığım bir maili buldum. Nerden yazdığımı bilmiyorum ama çocuğuna bakıcı arayan ve iyi bakıcıyı nasıl bulacağını düşünenler için aydınlatıcı olacağına eminim.


Çocuğunuza bir dadı bulmak zorundasınız. En iyi şekilde bakılması için pek çok dadı adayıyla görüştünüz, arkadaşlarınızdan tavsiyeler aldınız. Peki ama hangi dadının sizin için en iyisi olduğunu nasıl bileceksiniz?

İşte size bulduğunuz kişinin uygun olup olmadığını gösterecek bazı ipuçları;


Dadı adaylarında en çok dikkat etmeniz gereken nokta, seçeceğiniz kişinin tecrübeli ve çocuk gelişimi konusunda eğitim almış olması. Bir dadı adayına karar verdiyseniz, sizin de evde olduğunuz 2-3 gün onu deneyin.

Dadının işini gerektiği gibi yapıp yapmadığını anlayabilmek için bazen biraz dedektiflik yapmanız gerekebilir. Yanlış giden bir şeylerden şüphelenen bazı anne-babalar evlerine kamera sistemi kurduruyor. Bu sayede işyerinde dadıyı takip edebiliyorlar. Ama bu kadar aşırıya kaçmadan da dadının işini ne kadar özenli yaptığını anlayabilmeniz mümkün.

İyi Dadı;


• Çocuğunuz dadısını görünce neşeleniyorsa,
Çocuklar cana yakın, sabırlı ve ilgili olan dadılarının gelmesini dört gözle beklerler.

• Çocuğunuz dadısının söylediği, yaptığı harika şeyleri anlatıp duruyorsa,
Dadınız her şeyi en iyi şekilde yapabiliyor olabilir, ama çocuklarınızla vakit geçirmekten zevk alıyor olması da önemli.

• Çocuğunuzun en iyi şekilde bakılması için yaratıcı çözümler getiriyor ve size yardımcı oluyorsa,
Örneğin; çocuğunuzun boyaları bittiyse evdeki malzemeleri kullanarak çocuğunuza alternatif boyalar yaratıyor veya çocuğunuz uyumuyorsa! sizden yardım veya tavsiye istiyorsa bakıcınız işini ciddiye alıyor demektir.

• İşe vaktinde geliyorsa,
Bunun dışında o gün acil bir durumdan dolayı çocuğunuza bakamayacaksa size anında haber veriyor ve hatta yerine başka birini öneriyorsa, size ve aranızdaki iş anlaşmasına saygı duyuyordur.

• Sizinle sürekli iletişimde bulunuyorsa,
İşini ciddiye alan bir dadı o gün yaptıklarını sizinle paylaşacak zamanı yaratır, hiç olmadı size not yazar. Çocuğunuzun bütün gün ne yaptığını bilmek isteyeceğinizin farkındadır ve yaşadığı küçük, büyük bütün sorunları size anlatır.

• Miniğiniz yeni şarkılar ve kelimeler öğrenmeye ve bunları size de göstermeye can atıyorsa,
İyi dadılar çocukların ne kadar meraklı olduklarını bilirler. Onların bütün sorularını cevaplandırmaya, yaratıcı yönlerini ortaya çıkarmaya ve yeni beceriler geliştirmelerine yardımcı olurlar. Yaptıklarından zevk alan çocuğunuz üstün yeteneklerini size göstermek için sabırsızlanacaktır.

• Çocuğunuzun kendisi gibi odası da temizse,
İyi bir dadı miniğinizin temiz ve sağlıklı olması için elinden geleni yapacaktır.

• Onun güvenliğine dikkat ediyorsa,
İyi bir bakıcı evde ve dışarıda çocuğunuzun küçük kazalar geçirmemesine dikkat eder. Yolda karşıdan karşıya geçerken elini tutar, kendisi olmadan mutfağa girmesine izin vermez ve arabaya bindiklerinde onun emniyet kemerini takar.


Kötü Dadı;

• Dadısını görmekten mutlu olmuyorsa,
Dadılar, anne ve babaların yerini elbette alamaz, ancak çocuğunuzun dadısını sevmesi ve ona güvenmesi şart. Çocuğunuz ve dadısı birbirlerinden hoşlanmıyor olabilecekleri gibi dadı çocuğunuza gerekli olan sıcaklığı ve huzuru vermiyor da olabilir.

• Dadınız gününün nasıl geçtiğini anlatmaya istekli değilse,
Çocuğunuzun ve dadısının o gün neler yaptığını bilmeniz sizin en doğal hakkınız. Siz eve döndüğünüzde o gün neler yaptıklarını öğrenmek için can atarsınız. Dadınız bunları anlatmıyorsa, ya sizinle bir iletişim sorunu vardır ya da sizden saklamak istediği bir şeyler.

• Ufaklığınız sürekli olarak küçük kazalar geçiriyorsa,
Dadı çocuğunuza zarar gelmemesi için sürekli olarak ona göz kulak olmak zorunda. Bu durumda uyurken veya oyun oynarken dadısı onunla ilgilenmiyor olabilir.

• Yetiştirme tarzınızı eleştiriyorsa,
Siz ve dadınız bir takım olduğunuz için dadınızın yapıcı eleştirilerine kulak vermelisiniz. Ama yemek, uyku ve güvenlik gibi temel konularda anlaşamıyorsanız, yeni bir dadı aramaya başlamalısınız.

• Hep geç geliyorsa,
Güvenemeyeceğiniz bir dadı sizi en olmadık anda terk edebilir. Sürekli geç kalan bir dadı diğer konularda da güvenilir olmayacağı için, işine sadık ve sorumluluk sahibi bir dadı bulmanızda büyük fayda var.

• Çocuğunuza pis ve dağınık bir şekilde bakıyorsa,
Dadınız en temel konulara bile özen göstermiyorsa, çocuğunuzun diğer ihtiyaçlarını da özenle yerine getirmiyordur.

• Anlattıkları birbirini tutmuyorsa,
Hırsızlık yapan, size yalan söyleyen veya sizi kandırmaya çalışan bir dadıya kesinlikle hoşgörü göstermeyin. Bu tarz kişilerin işine hemen son verin



Allah iyi bakıcılarla karşılaştırsın tüm çalışan anneleri.

Sevgiyle kalın
Şafak

16 May 2013

ANNE SÜTÜ FAYDALI TAMAMDA, TEKRAR NASIL GERİ GELECEK?

Merhaba,

Son onbeş gündür Efe Deniz beni emmek istemiyor. Zaten çok az olan sütüm iyice gitti. Bu da bütün sinirlerimi alt üst ediyor. Konu ile ilgili okumadığım makale, denemediğim şey kalmadı. Hepsini not ettim iki sayfadan fazla. Birileri işe yararsa sizinle de paylaşırım.

Makine ile sağıyorum ama sadece bir damla geliyor. Makinanın bebeğin emmesi kadar faydalı olmadığını söyleyenler doğru söylüyor sanırım. Uzun uzun sağıyorum. Olmuyor olmuyor.

Efe Deniz 20 günlükken hastalanıp yoğun bakımda yatmasaydı, belki süt üretimim bu kadar sekteye uğramayacaktı. Sonrasında ben ısrarla emzirseydim, aman aç kalmasın diye mamaya başlamasaydım, bugün bir çok anne gibi emzirebilecektim.

Bu süt olayı fena halde Ege'yi de emziremememin nedenlerini hatırlatıyor bana. O üç aylıkken eşimin ailesi ile bir tartışma yaşamış ve sütüm tamamen kesilmişti. Bu günlerde o günler aklıma geliyor sık sık. Hiç tadım tuzum kalmıyor, fena halde sinirleniyorum.

Siz siz olun bebeğiniz dünyaya geldiğinde kimseyi takmayın, yalnızca kendinizi düşünün

Sevgilerimle

15 May 2013

MANGAL YAPMAYI SEVİYORUZ


Oturduğumuz sitenin öyle güzel bir bahçesi var ki, orada yaşayıp da yazın bahçenin keyfini çıkarmamak aptallık olur. Çok eski bir site olmasına karşın, büyük bir araziye sadece üç blok yapmışlar. Toplam 180 hanelik sitemizde daire başına yaklaşık 80 m2 bahçe payı düşünüyor.

Buraya taşındığımızdan beri ben ve eşim mangal yakma olayından pek anlamadığımız için bu zevki yaşayamıyorduk.

Bu sene Ege'den sekiz ay büyük olan arkadaşı İbrahim Polat'ın ailesiyle yakınlığımız arttı. Gerçekten çok tatlı insanlar ve sevgili komşum Aslı, çok güzel mangal yakabiliyor :)

Nerdeyse her hafta sonu bahçede beraberiz. Mangal yakıp bir şeyler yemekten daha çok o hazırlıklar beni mutlu ediyor. Çeşitli salatalar yapmak, alışverişe gitmek, sofrayı donatmak...






Zaten ne demişler "Hayat paylaşınca güzel"

Sevgiyle kalın,

Şafak

NAZAR GERÇEKTEN VAR!!


Dün evde günüm vardı.  Onlar gelene kadar Efe Deniz'in oldukça uslu durarak bana yardım etmesi sayesinde tüm hazırlıklarımı tamamladım. Listemde, patates salatası, dereotlu poğaça, kolay börek, kıtır kurabiye, etimek tatlısı vardı. Hepsini çok beğendiler. Tariflerini aldılar

Toplandık, yemek masasına oturduğumuzda Efe Deniz odada yatmaktan sıkılınca aba kucağına koyarak masanın yanına aldım. Orda da pek durmak istemedi. Bunun üzerine kucağıma alıp, hem misafirlerimle sohbete hem de arada oğlumu öpüp koklamaya başladım.  Birden ne olduğunu anlamadan Efe Deniz ağlamaya başladı. Susturmak için yerimden kalkıp mutfağa doğru gittim ama ağlaması azalmıyor tam tersine artarak devam ediyordu.  Ne yapsam da fayda etmedi, su verdim, mama verdim, emzirmeye çalıştım, istemiyor ama yalancı emzik vermeyi denedim yok yok. Acaba birşey mi soktu diye üstünü soydum. Bezini kontrol ettim olmadı olmadı. Herşey normal gözüküyordu ama ağlaması dinmiyordu. Şimdi düşününce kabus gibi bir şey. Benim o güleç oğlum hiç susmamacasına, avazı çıktığı kadar bağırarak ağlıyordu.

Misafirlerimizin hepsi başımıza toplandı. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bir tanesi "nazarladık mı acaba çocuğu" dedi. O zaman annemin bana hep küçükken çok nazara geldiğimi, hep beni okuyup babaannemin bana kurşun döktüğünü söylediğini hatırladım. Her zamanki gibi yine nazar boncuğunu takmamıştım oğluma. İki misafirimiz Efe Deniz'e nazar duaları okudu. Sonra bir tanesi çarşafta sallamayı önerip, bunun çocuklara çok iyi geldiğini söyledi. Sallamaya başladık. Efe Deniz yavaş yavaş sakinleşti ve bir süre sonra uyumaya başladı.

Onu yatağına yatırınca ilk işim nazar boncuğu takmak oldu. Biraz geç kaldım ama bundan sonra hiç üzerinden çıkarmayacağım. Bugün internetten nazar konusunu biraz araştırınca aşağıdaki bilgileri buldum sizlerle de paylaşmak istiyorum.


www.dinimizislam.com

Sual: (Görülmeyen şeylere, mesela nazara inanmak yanlıştır. Sadece, sevgisiz bakan bir göz, insanı yorar) diyenler çıkıyor. Nazar hak değil mi?
CEVAPNazar haktır. Beğenerek, imrenerek veya kıskanarak bakılan şeylere nazar değer. İnsana, hayvana ve hatta cansıza da nazar değer. Nazar hastalık yapar, hatta öldürür. Kadınlara ve çocuklara daha çok tesir eder.

http://www.nazarduasi.gen.tr

Nazar değen kimse şifa için:
Fatiha Suresi,
Ayetü'l-Kürsî,
Felâk Suresi,
Nâs Suresi, okumalıdır.

http://www.drsifaci.com/haberdetay.asp?ID=228

Bebeklerde     kolik     tarzında     sancılanmaya     benzer          sürekli,   sebepsiz ağlamalar olur.


Rabbim hepimizi ama özelliklede çocuklarımızı kazadan, beladan, kem gözden kötü sözden korusun.

Sevgiyle kalın

13 May 2013

TİK TAK, TİK TAK, TİK TAK.... YAŞAMAK MI? ÖLMEK Mİ?


Saatler hızla ilerliyor. Tik tak, tik tak, tik tak.... Ömür her tik takta biraz daha azalıyor. Farkında mıyız olup bitenin? Hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz. Bir an geliyor ki dünya sona erecek her şey bitti gibi hissediyoruz. Bütün bu karışıklık neden??

Yıl 1999. Sanki hayat bitmiş gibi. Pırıl pırıl bir Ağustos gecesi. Gökyüzü yıldız dolu. Yıldızlar öyle çok ki. Saat nerdeyse gecenin üçü. Ve ağlamaktan şişmiş gözler. Son bir sigara daha içip uyumalı. Uyuyunca belki bu acı diner. Ve dudaktan dökülen bir dua.

"Bu akşam benim için her şey bitsin. Lütfen... Bu acı dinmiyor"

Gözler kapanmak üzere. Birden bir gürültü. Sanki yerin altından birileri vuruyor. Sonra sallantılar. Evde herkes uyanmış. Dualar ediliyor. Galiba kıyamet kopuyor. Bu şiddetli sallantının başka açıklaması olamaz. Dakikalar sürmüş gibi gelen o saniyeler. Ve yine o ses.

"Yok artık duam kabul olmuş olamaz dimi? Ben sadece kendim için istedim. Kardeşim daha küçük"

Sonra derken sessizlik... Herkes evinden çıkmış sokaklarda. Kimin için ne kıymetli ise o var yanında. Kiminin paraları, kiminin yastık altı altınları. Kiminin sigarası, telefonu. Kiminin de sadece canı, çoluğu çocuğu....

Telefonlar çekmiyor. Kimse kimse ile haberleşemiyor. Bir el radyosu bulunmuş, o an orda bulunan DJ haber yapmaya çalışıyor. Haberler kulaktan kulağa yayılıyor. İstanbul yerle bir oldu diyorlar, İzmit sulara gömülmüş diyorlar. Korku çoğalıyor. Herkes yakınlarına ulaşmaya çalışıyor. Ama nafile.

İlk eniştem ulaşıyor bize. Biraz araba ile biraz yürüyerek biraz da başka araçlarla ancak öğlene doğru geliyor. Bir süre yolların açılması bekleniyor. Sonra bizim araçla çıkıyoruz yola. Önce bir akrabamıza uğruyoruz, Allah'tan sapa sağlamlar. Sonra teyzemlere doğru yola devam ediyoruz. Avcılar'dan geçerken ağlıyorum. Her yer yıkılmış, herkes bir yerlere koşuşturuyor. Bazılarının kıyameti kopmuş. Ertesi gün geri dönerken hala arama kurtarma çalışmaları devam ediyordu. Ve Ağustos sıcağının da etkisiyle ortalık fena halde kokuyor. İlk o zaman anlıyorum insan ölünce neden toprağa, yerin oldukça altına gömülüyordu.

Sonra saatler, günler geçiyor. Tik tak, tik tak, tik tak.. Bir sürü ölü, bir sürü yaralı var. Her kafadan bir ses çıkıyor. Kimileri bu deprem ABD ve İsrail bir deney yaptı o yüzden oldu diyor, kimileri İzmit'te askeri gazinolarda çok içki içildi Allah bizi cezalandırdı diyor.

Oysa ben biliyorum. İnsanoğlu Yaradan'ın işine ne kadar karışırsa karışsın, yaradan ne isterse o olur. Deneyde yapsan, duada etsen yazılan yaşanıyor.

Ve günler sonra.... Bir yatakta oturmuş düşünüyorum. Sadece saatin tik takları var odada. Tik tak, tik tak, tik tak... Kalkıyorum yerimden.

Kaldığım yerden yaşama soyunuyorum.....

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...