7 Haz 2016

Sünnet Operasyonu İle İlgili Bilinmesi Gerekenler

Herkese merhaba,

Biz cumartesi sünnetimizi oldukkk :) "Anneler çocuklarından bahsederken bazen oğlum/ kızım yerine biz der", derlerdi de inanmazdım. Sanki sünnet olan benim :)) Korkum, tedirginliğim tahmin edilemeyecek kadar çoktu. Öyle ki çocuğun kimliğini bile almadan gitmişiz hastahaneye :) Allah'tan hep aynı taksi durağını kullanıyoruz da, evden gönderilen kimliği taksici arkadaşlar getirdi hastahaneye :) Şimdi herşey kontrol altında :) Bu nedenle Sünnet Operasyonu İle İlgili Bilinmesi Gerekenler diye bir yazı paylaşmak istedim sizlerle.

Neyin nasıl olacağını uzun uzun araştırdım. Bu konuda bir çok fikir vardı. Kimileri sünnet operasyonunun bir cerrah tarafından yapılmasını önerirken bazıları da, bunun için bir üroloğun daha doğru bir seçim olduğunu söylüyordu. Bizde sonunda bir çocuk cerrahında yaptırmaya karar verdik. . Op.Dr. Nihat Ersöz bizim daha önce de tanıdığımız bir doktor olduğundan biraz daha gönül rahatlığı ile kendisinde karar kıldık.

Sonrasında ikinci soru çıktı aklımızı kurcalayan. Lokal anestesi mi, genel anestesi mi? Normal şartlarda buna doktorlar karar veriyor genellikle. Her ikisinin de artıları ve eksileri mevcut. Mesela lokal anestesinin içindeki bir maddenin, bazı kişilerde sorunlara yol açtığını duymuştum bir yakımdan. Torunu lokal anestesi ile sünnet olmuştu ve sonrasında birden dudakları morarmaya başladığında sorunu anlayabilmişlerdi. Aynı şeklide genel anestesinin de bazı riskleri var. Burada doktora ve iç güdülere güvenmek lazım, çocuğu iyi tanımak lazım. Mesela biz sünnet olayının Ege'nin üzerinde olumsuz, travmatik sonuçları olacağını düşünerek ve doktorumuzun da önerisi ile lokal anestesi ile sünnet işlemine karar verdik. İyi ki de öyle oldu, uyudu uyandı bitmişti. 

Sünnet olayında en önemli noktalardan biri de, lazer ile değilde, klasik yöntem ile sünnet yaptırmak. Bir dönem lazer çok revaçtaydı, kansız ve acısız olduğu için medya tarafından da sık sık dile getiriliyordu ancak yıllar geçti ve yapılan araştırmalar lazer ile sünnetin olumsuz sonuçlara yol açtığını gösterdi. Bunun nedeni de, lazer ile yapılırken o bölgede ki sinirler ölüyormuş. Ve şimdi doktorlar kesinlikle önermiyor. 

Sünnet sonrası yapılacaklar da var tabi. Bir kere ilk gün anestezinin de etkisi ile fazla ağrı sızı olmuyor. İlk idrar çok önemli. Sünnetten çok kısa süre yaparsa daha iyi. İdrar yaktığı için acı çekebiliyor. Anestezide devam ederken daha az acı hissettiğinden sonrakilerde korkusu da az oluyor. Yoksa çocuk tuvalete gitmekten korkabiliyor. Anestezi etkisi geçtikten sonra idrarı yaktı ve biraz ağladı ama ben de bir sonrakinde oturarak çişini yaptırdıktan sonra, çok yumuşak bir tuvalet kağıdını idrar deliğine dokundurarak kalan çişi emmesini sağladım ve böylelikle bir daha acı çekmedi. Çok açık yazdım belki ama belki birilerinin de işine yarar. Burada önemli olan sadece belli belirsiz dokundurmak. Sakın silmeye kalkmayın. Belki zararı olur. 

1 gün sonra da etrafına yapılan sargı açılıyor bunu evde sizin yapmanız gerekiyor. Tabi benim gibiyseniz, babanız bu görevi mecbur alıyor üstüne. Bizim doktorumuzun önerisine göre 4 gün sonra da banyo yaptıracağız. Bu konuda da doktorunuzu dinleyin çünkü farklı süreler veren doktorlar var. Dikişler kendiliğinden düşüyormuş bakalım göreceğiz. Bizim banyo yarın :) Tamamen iyileşme 4 haftayı dahi bulabiliyormuş. Ayrıca size kullanmanız için krem ve ağrı kesici şurup veriyor doktor. Doktorunuzun önerilerini dediği şekilde mutlaka uygulayın.

İlk gün doktorun önerisi ile sünnet kilotu giydirdik hala da giydiriyoruz aslında. Bu konuda da farklı fikirler okumuş ve duymuştum. Bazıları sünnet külotunun hava almadığı için iyi bir seçim olmadığını düşünüyor.  Ama daha önce de dediğim gibi siz en azından bir tane bulundurun her çocuk farklı olabilir. Bizim ki onunla daha rahat çünkü o koruyor diye düşünüyor. 

İlk günler sünnet sonrası şişlik olabilir bu sizi korkutmasın. Zamanla iniyor. Ancak şişliğin arttığını yada bir şeylerin ters gittiğini düşünürseniz de doktorunuzu aramaktan çekinmeyin. 

Birde kişisel fikrimi eklemeden geçemeyeceğim. Sünneti küçükken yaptırmak daha iyi bence. Daha kolay iyileşiyor ve zaten bezli olduğu için bakımı daha kolay. Tecrübe ile sabittir :) 

Ertesi günde ani bir kararla mevlid okuttuk. Ramazan ayının 2 gün sonra gelecek olması mevlit nasıl olacak, ne zaman yapacağım soruları ile beni strese sokuyordu. Derken sanki sihirli bir el dokundu ve her şey halloldu. Sevenlerim her şeyi halletti.  El birliği ile ikramlarımdan, mevlit sekerlerime kadar her detayı düşünen, üstüne dualarımizı okuyup beni tüm tedirginliğimden kurtaran, arkadaşlarım, komşularım, ailem #iyikivarsiniz.  Allah razı olsun hepsinden.

Sünnet ve sünnet mevlidi bitti şimdi sıra düğünü organize etmekte. Onu da Eylül'de okullar açılırken yapmayı planlıyoruz. Çok gösterişli olmayan ama güzel olabilecek önerileriniz varsa bekliyorum.

İşte o günden kareler :)





Sevgiler

Şafak


4 Haz 2016

Pablosky Minik Ayakların Sağlıklı Gelişimi Günleri Semineri



Merhaba,


31 Mayıs tarihinde, Pablosky Türkiye daveti ile Ortopedi Uzmani Op.Dr. Murat Öztürk'ün öneri ve tavsiyelerde bulunduğu bir buluşma ile Kanyon'daki mağazalarında buluştuk. Hem firmanın ürünlerini yakından inceleme fırsatı bulduk hem de, bizlerin ve takipçilerimizin sorularının cevaplarını aldık.

Öncelikle firmadan biraz bahsetmek istiyorum. Pablosky, 1969 da kurulmuş bir İspanya markası. 40'dan fazla ülkede çocuk ayakkabısı konusunda faaliyet gösteriyor. Şu an Landmark Group'a bağlı olarak faaliyetlerine devam etmekte ve bu gruba bağlı 20 den fazla marka var. Bunlardan bazıları bizim ülkemizde de faaliyet gösteriyor. Kimler diyecek olursanız, Nine West,  Aldo, Pablosky , Enzo Angiolini ve Anne Klein.


Pablosky, ayakkabıyı 4 kritik bölgeye ayıran, 4 nokta sistemini kullanıyor Ayakkabı özelliklerine gelince, 
  •  Hakiki deriden dış yüzey
  •  INTECH teknolojisi sayesinde 2 saniyede sıvıyı çeken ve hızla buharlaştıran iç yüzey
  •  Topuk ve burun koruyucusu
  •  Kaymayı önleyen dış taban
Firmanın İstanbul'da 3 noktada mağazası mevcut. Kanyon Avm, Akasya Avm ve Mall Of İstanbul'da. 

Dr. Murat Öztürk'ün verdiği bilgilere aşağıda sevgili Hassas Anne'nin facebook hesabından yayınladığı video ile ulaşabilirsiniz.  




Verdiği bilgilerden en ilginç bulduklarım ise şöyleydi. 


  • Ayaklarımız bizim için saç, göz gibi kalıtsal  özellikler taşıyor ve bu nedenle ayağımızın özelliklerini çok değiştirmek mümkün olmuyor. 
  • Çocuklarda 6-7 yaşa kadar mutlaka destekli ayakkabılar giydirmek lazım. Ayakkabının şekline ve yapılan malzemesine çok önem vermek gerekiyor.
  • Ayakkabı seçiminde, çok sert, ter geçisini sağlamayan metaryallerin olduğu ayakkabılar asla seçilmemelidir.
  • Düztabanlık aileden geçen bir özelliktir. Desteklemek gereklidir ancak bu düztabanlığın geçmesini sağlamaz.
  • Çocuklarda ayakkabılar yaklaşık yarım numara büyük seçilmelidir. 
  • Ayakkabılar zaman içinde, kişinin ayak şeklini alır. Bu nedenle aslında abla/abiden kardeşe geçen ayakkabıları kullanmak çok uygun değil. Bu nedenle mümkünse her çocuğa özel ayakkabı alınmalıdır.
  • Ayakkabı seçiminde, özellikle çocukluk döneminde, ayakkabının sağlıklı olup olmadığına bakılmalıdır. Trend olduğu için seçim yapılmamalıdır.
  • Çocuklar yürümeye başladığı andan itibaren gözlemlenmeli, şüphe duyulan bir durum oluşursa yada aileden gelen kalıtsal sorunlar varsa mutlaka bir uzmandan fikir alınmalıdır.
Sizin için seçtiğim bir kaç modeli de paylaşmadan edemeyeceğim. 




Gün ile ilgili paylaşımları #pablosky #pabloskyakasyada #benimrahatpabloskyim #saglikliayaklar #sagliklicocukayakkabilari #pabloskyileayaksagligigunleri #pabloskyturkiye #Gercekrahatligahosgeldiniz #safagindunyasicom hashtagleri ile takip edebilirsiniz.

Sevgiler
Şafak

2 Haz 2016

Komşusu Açken Tok Yatan Bizden Değildir



Merhaba,

Malum Ramazan geldi çattı. Bugün sizlere yeni bir sosyal sorumluluk projesi ile seslenmek istiyorum. Aslında diğer sosyal medya hesaplarımı takip edenler duyuruları görmüşlerdir muhtemelen. 

Kısaca anlatmam gerekirse, hasta çocuğu olan ve maddi durumu yeterli olmayan bir çok aile var. Ve biz Ramazan başlamadan önce onlara destek olmak, sizlerin de desteklerini istiyoruz. Bunun içinde kendilerine ramazan kumanyası göndererek yardım yapabilirsiniz. Şu an için yaklaşık 20 ailemiz kaldı kumanya ulaştırmak istediğimiz. Eğer sizlerde Ramazanınızı bir ailemize kumanya göndererek taçlandırmak isterseniz bana veya Facebook da ki Hayatına Bir İyilik Kat  grubuna mesaj atabilirsiniz. 

Peki bu grup kim, sen tanıyor musun, güveniyor musun derseniz anlatayım. Uzun süredir onları takip ediyorum ve yaptıkları harika işleri canı gönülden destekliyorum. En azından duyurularını paylaşarak yardım etmeye çalışıyorum elimden geldiğince. Bir kaç duyuruları sırasında görüşünce de onlara olan hayranlığım ve güvenim arttı. Ne yapabilirizi konuştuk bir süre önce. İnşallah birlikte daha güzel şeyler yapacağız. Tabi bunun için zaman zaman hepinizin desteğini isteyeceğim. beni yalnız bırakmayın olur mu ?

Biliyorsunuz bazı blogger arkadaşlarımla bu yazımda anlattığım Çocuk Yuvası ziyaretini yapmıştık. O arkadaşlarımla da görüşerek bazıları ile bu  kampanyayı da destekleme kararı aldık. 

Yardımlar direkt ailenin kendisine yapılacak. Asla arada bir aracı yok. Bu bir yardımlaşma. Ne demiş peygamberimiz? "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" Keşke çok zengin olsam diye bir tek bu durumlarda söylüyorum. Keşke kimse para kullanmasa. Parayı kim icat etmişse keşke etmeseymiş.

Paylaştıkça Çoğalan bu mübarek ayda hepinize şimdiden hayırlı ramazanlar diliyorum

Sevgiler
Şafak


29 May 2016

Küçükyalı Sevgi Evleri Blogger Abla/ Abi Buluşması


Merhaba,

Öncelikle yazıya nasıl başlayacağıma karar veremedim. Çok güzel bir hareketle, blogger arkadaşlarımla birlikte bana göre gurur verici bir buluşmaya imza attığımızı düşünüyorum. Herkesin elinden gelen gayreti gösterdiği, ben değil biz bilinci ile hareket ettiği bu çalışmada, her birimiz öyle farklı duygulara büründük ki, bizim için de çok farklı oldu. Dediğim gibi kelimelere dökemiyorum aslında hissettiklerimi bu nedenle de yazımı erteledim durdum. Anladınız siz beni, biliyorum.



Malum tüm dünyada kimsesiz bir çok çocuk var. Bizler de Küçükyalı Sevgi Evleri'nde yaşayan 85 çocuk için yaklaşık 2 ay önce el birliği yapmaya karar verdik.  Yaşları 9 ila 13 arasında değişen 85 çocuk. Her birinin hikayesi bir diğerinden farklı. Bu yuvada yaşayan çocukların aileleri aslında hayatta. Sadece 1-2 tanesinin kimsesi yokmuş. Aileleri ile görüşebiliyorlar. Ama ne yazık ki bir çok çocuk görüşmek istemiyormuş! Aslında devletimiz, bu çocukların uygun durumda olan ailelerine belirli bir aylık vermek istiyormuş, çocuk aile ortamında büyüsün diye. Ama sonuçta hepsi çocuk, ve biz büyükler ne kadar istesek de onların dünyasını tam anlamıyla anlayamıyoruz. Anlayamayız da. Çünkü bizler büyüdükçe çocuk duygularımızı kaybediyoruz. İçimi burkan ve  beni çok üzen bir olay oldu mesela. Çocuklardan birini annesi küçükken yuvaya bırakmış. Çocuk o kadar çok anne diye ağlamış ki, annesini defalarca arayıp gel diye çağırmışlar. En sonunda dayanamayıp o kadar ısrar etmişler ki kadına, kadın söz vermiş geleceğine. Peki gelmiş mi? HAYIR! 5 yıl geçmiş üzerinden... Ve bizler çıkarken o çocuk kapıya çok yakın bir yerde bankta oturuyordu. Sanırım hala annesini bekliyor. 

Yuvada gözlemlediğim şey, çocukların maddi şeylerden ziyade maneviyata ihtiyacı olduğu. Gerçekten devletimiz ve bu bölgede ki halkımız gereken maddi desteği veriyor. Çocukların aylık 80 TL maaşları var. Bu ziyaret tüm düşüncelerimi karıştırdı. Mesela, düşünüyorum da, sürekli ziyarete gidemeyeceksen, hadi bugün gideyim demeyeceksin. Çünkü ister istemez bekleniyorsunuz ve belki de hayal kırıklığına sebep oluyorsunuz. 



Peki yuva nasıl derseniz? Eskisi gibi ranzalı kırık dökük yerler değil artık yuvalar. Her biri daire şeklindeki bir evde yaşıyorlar. Bir evde olan her şey o evde var. Bilgisayarları var ve belirli saatlerde kullanabiliyorlar. İçinde yaşayan çocukların ilgi alanlarına göre, spor aletleri, kutu oyunları, kitaplar her şey mevcut. Evde 12 saatte bir değişen 4 farklı kişi var. Çocuklar onlara "anne" diyor ve onların yemeğinden, temizliğinden o anneler sorumlu. Gördüğüm kadarıyla hepsi de çok tatlı kadınlar. 



Bizler onlarla kahvaltı yaparak sohbet etme fırsatı yakaladık. Hem bizler evde bir şeyler pişirdik hemde bazı firmalarımızda hem kahvaltımıza hem de çocukların bazı ihtiyaçlarına göre sponsor oldular. Kendilerine teşekkür ediyorum ve böyle bir projede, bizi gönülden destekledikleri için iyi ki varlar diyorum. 


Bu güzel sosyal sorumluluk projesinde destek olan tüm blogger arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum. İyi ki sizlerle tanışmışım.




Bir kişinin bile hayatına dokunabilirsen çok şanslısındır diye düşünürüm hep. Umarım bunu bir gün gerçekleştirebilirim. 

Sevgiler

Şafak

27 May 2016

Sünnet Kıyafeti Seçimi

Herkese merhaba,

Bu sene Allah izin verirse Ege'yi sünnet ettirmeyi istiyoruz. Bu nedenle, hazırlıklar ve araştırmalar başladı bizim evde. Öncelikle karar verilmesi gereken konuların başında, operasyonun ne şekilde, kime ve ne zaman yapılacağına karar vermek. Bu konuda ki araştırmalarımız halen devam ediyor. Bizde bunu araştırırken diğer detayları halledelim diye düşündük ve sünnet kıyafeti seçimi konusuna öncelik verelim istedik.

Şimdi efendim öncelikle, zamanla birlikte bu konuda da tercihler değişti. Bir çok forum sitesinde dahi, neler yazılı neler. Aşırı harcamaları abartı bulanlardan, sade bir şeyi "hayatta bir kere olacak, basit bir kıyafetle mi geçiştirelim" diyenlere kadar çeşitli fikirler var. Bir kısım, bu tarz kıyafetlere para harcamanın müsriflik olduğunu savunuyor ve o gün, çocuğun istediği her hangi bir kostümü giymesini yeterli buluyor. Kimisi, biz Osmanlı torunuyuz diyerek şehzade kıyafetini istiyor, kimisi prens kıyafetinde karar kılıyor. tabi burada hemen belirteyim de yanlış anlaşılmasın, her şehzade kıyafetini seçenin amacı Osmanlı olduğunu ispat değil, o tarz kıyafetler ayrı bir havalı.

Bende bu nedenle önce eş, dost arkadaşlara sorarak, sonra internette araştırarak sonrada bizzat Eminönü'ne giderek arayışlarımı sürdürdüm. İtiraf etmeliyim ki, gönlümden geçen yine bu havalı olma mevzusu yüzünden şehzade kıyafetiydi ama en sonunda Ege ve Efe'nin istediğini almakla alışverişimizi noktalandırdık :)

Bugün her keseye göre bir kıyafet mutlaka var. Fiyatlar aldığınız yere, üzerindeki işlemelere, kumaşın kalitesine göre değişiyor. Bence bu konuda internet üzerinden satış yapan siteler ve Eminönü en uygun seçenekler. İnternetin tek dezavantajı, resimdeki ürün ile elinize ulaşan ürünün farklı olabilme ve hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz. Tabi bir de üzerinde gördüğünüzde seçim yapmak çok kolay. Ayrıca öyle durumlarda çocuğun rahat edip etmemesini de anlayabiliyorsunuz.


Takım olarak satılıyor sünnet kıyafetleri. Şapkası, asası, maşallahı, pantolon, gömlek, ayakkabı hepsi bir arada veriliyor. Biz oldukça uygun fiyata aldık. Hatta özel dikim yaptırdığımız ve iki çocuğa aldığımız düşünülürse, tahminimden çok çok uyguna mal oldu bize. Aynı şeyi bir başka yerde diktirmek istediğimizde tek çocuk için 1000TL fiyat vermişlerdi. Bizim ikisi bile o fiyata çıkmadı. Bu nedenle, bizim aldığımız yeri size rahatlıkla önerebilirim. Eminönünde, Çakmakcılar yokuşu Nasır Han'da bulunan Delikanlı Collection. 

Belki öyle ipek kumaşlardan dikilmedi, çok değerli taşlarla falan süslenmedi ama, çocuklarımız hayatları boyunca saklayabilir, hatta evlerinde sergilemeye devam bile edebilir :) Zaten ciddi anlamda, birkaç saat kullanılan bir şey  bence çok para verilmemesi taraftarıyım. Düşünsenize iki çocuğa vereceğim 2000 TL ile istersem 5 çocuğu daha giydirebilir, mutlu edebilirim.


Diğer detayları da önümüzdeki günlerde anlatmaya devam edeceğim. Allah hepimizin kalbine göre versin, damatlıklarını da göstersin inşallah

Sevgiler

Şafak

20 May 2016

İnsanın Bahanesi Bir Tek Kendisidir Bu Hayatta

Merhaba,

Hiç düşündünüz mü? Bazı insanlar hep öne çıkmak ister bazı insanlar ise geride kalmak. Bazıları başarıları hep kendine bağlar, bazıları paylaşmayı tercih eder. Bazı insanlar en iyisi benim'i ispat çabasındadır, bazıları da "aman ne yapayım olursa olur, olmazsa kader "der. Bazı insanlar siz onlara taş atsanız da size çiçek verir, bazıları tüm iyi niyetinizi suistimal eder! Kimisi hiç beklemediğiniz bir anda, yapayalnızken size omuz verir. Kimisi de bana omuz olur dediğiniz anda bir tekme de o atar...

Peki neden? İnsanları böyle olmaya iten gerçek neden ne olabilir acaba? Çekingenlik mi? Çok bilmişlik mi? Başarılı olma çabası mı? Yoksa içlerinde bir yerlerde başarısız olduğuna inanmak mı? Gerçek bir dost olması mı? Vefasızlık mı? 

Bir süredir, belki de yaşın yarısını geçeli çok olduğundan, daha fazla takılı kalıyorum hayata, insanlara, haksızlıklara, yanlış anlaşılmalara, ukalalara, çok bilmişlere, iyiliğe kendini adayanlara, bencillere, saygısızlara. Neden diyorum, neden insanlar bu denli farklı? Yaşananlarsa insanı değişik yapan, herkes kendince bir şeyler yaşamıyor mu? Yok genetikse sorun, e kardeşler farklı, kimse anne babasının aynısı değil. O zaman bu sorunun nedeni bu da olmamamalı.


Ben çoook eskiden çok saftım biliyor musunuz? Herkesi iyi zannederdim. Birinin yaptığı kötü bir şeyse bile, mutlaka haklı bir sebebi var sanırdım, öyle yapmak istememiştir derdim. Sonra çok taşlar düştü kafama :) aklım başıma geldi. Mesela kimseye, "ay çok iyi biridir" demeyi bıraktım uzun süredir.  Yapılan davranışlar altında bir şeyler aramaya başladım. Çoğunlukla da buldum :) Çünkü biriyle karşı karşıya gelmediğiniz sürece, size göre İyi Biri midir, değil midir anlayamıyorsunuz!!

Bir şarkıda dediği gibi "dalgalandım da duruldum" :) Ne alaka bu şarkı demeyin içimden geldi bir anda :)

Neyse konumuza dönecek olursak;

Bakıyorum bende dahil, herkes bir agresif. Ben değilim demeyin, aynaya bir bakın göreceksiniz?  Ya da nelere sinirlendiğinizi düşünün. Normal şartlarda incir çekirdeğini doldurmayacak şeyler bir çoğu. Yaşadığımız stresden mi, yorucu hayat gayesinden mi, yoksa yediğimiz içtiğimizden midir nedir bilinmez, böyle bu durum. 

Ne gibi mesela derseniz, şöyle ki;
  • Hiç vermezken "hep bana hep bana diyenler" var. "Allah gözünüzü doyursun" diyesin geliyor susuyorsun. 
  • Kendi hatalarını başkalarına yükleyenler var. "Böyle yaptım ama o da bana bunu yaptı" diye kendini haklı çıkarmaya çalışanlar. Yapma kardeşim yapma! Yaptığın her davranışı seçen sensin. İnsanın bahanesi bir tek kendisidir bu hayatta.
  • Sonra bir de iyi niyet gösterdiğin karşılığında aynı niyeti göremediklerin var. Tamam alıp baş tacı etme beni. Etme de, üstüne bir de sana yapılan yardımı sanki sen o kişiye yapmışsın gibi sağda solda anlatma! Zaten anlatıyorsan o senin iyiliğin değildir. Şovundur.  Karşındaki seni bozmuyorsa, yalanını ortaya çıkarmıyorsa, rezil etmiyorsa seni bunun nedeni kendisidir. Yoksa kimsenin kimseden korkusu, çekincesi olamaz hayatta. Kısacası ne yaparsan yap şov yapma.
  • Mesela bazı insanlar var. Vermesi gereken sevgiyi vermeyen, birilerinin ağzı ile hareket eden. Sonra bu insanlar tek bir hareketle her şeyin normale döneceğini zannediyorlar. Dönmüyor mirim dönmüyor! Kırılan şeyler asla tamir olmuyor. Üstüne bir de normale dönmeyince, karşısındakini suçluyor o kişiler. Apaçık günahını alıyor yani. E korkun biraz ya! Birilerinin günahını alırken, bir de öbür taraf olduğunu düşünün. Olmama ihtimali bile olsa, ya varsa!!!
  • Karşısındakini saf zannedip, aptal yerine koyanlar var. Hatta bazen o kadar belirgin yapıyorlar ki bunu, kendileri bu konuma düşüyorlar farkında değiller. Sana canım cicim deyip, arkanı dönünce hakkında atıp tutuyorlar, anlattıklarının bir şekilde sana geleceğini düşünemeyecek kadar akılsızlar.  Ben neyse ki akıllıyım, karşımdakinin yüzüne söyleyemeyeceğim hiç bir şeyi, başkaları ile paylaşmıyorum içimde tutuyorum :))) Bir de tabi böyle benim gibiler var. Ayyy, çoğalmayalım!!
  • Herkes çatacak birini arıyor. Herkes birbirine laf sokuyor. Herkes her şeye hakkı olduğunu düşünüyor. Konuyla alakan olmasa dahi "Yahu kardeşim kimsin sen" diyesi geliyor insanın :) 
  • Çok güzel insan kullananlar var. Kullanım süren dolduğunda fırlatıp atıyorlar seni. O güne kadar onun için ne yaptığının hiç bir önemi kalmıyor. Oysa vefa en önemli meziyetlerden biridir bana göre. Sonrasında herhangi bir sebepten yolun ayrılsa dahi, eski günlerin hatrına susmak gerekir. Kol kırılır yen içinde kalır misali, kimsenin ağzına laf vermemek gerekir. 
Bu liste uzar gider aslında. O kadar çok şey oluyor ki insan ilişkilerinde. Bu yazdıklarımdan birini yada bir kaçını hepimiz yapıyoruz zaman zaman. Bunları yapmasak nirvanaya ulaşacağız aslında. Sizinde bu listeye eklemelerinizi bekliyorum bu arada. Yorum kısmına yazmayı ihmal etmeyin :) 

  • Böyleleri de var, çaktırmadan size isteklerini yaptıranlar, sonra bunun sizin tercihiniz olduğuna sizi inandıranlar ;) 
Bunu yazdım diye hiç yorum gelmezmiş yazıya, kendi kendini baltalamak bu olsa gerek :)))
  • Böyleleri de var tabi, doğruyu söyleyeceğim diye kendi bindiği dalı kesenler. Onların bir tek kendine zararı var. :)

Peki ben ne durumdayım bu ara ? Anlatayım efendim. Bir ara çok sakindim. Neredeyse eski saf günlerim kadar sakindim ve zaman zaman tekrar eski saf günlerime tamamen dönmeye meyilleniyordum ama yok. Yok cidden rahat bırakmıyorlar. Gel diyorlar, ver dersimi, yarala beni, acıt, kanat. Arkanı dön yürü. Bilmiyorum ki nasılım! Şu an Allah'tan eşim frenliyor beni. Zaman zaman sinirden tepinirken yakalıyor beni. Sakinleştiriyor. O da olmasa kavgalı olmadığım kimse kalmayacak neredeyse :) Çünkü ben duygularımı uçlarda yaşayan biriyim ne yazık ki. İçinde tutamayan, içinden geldiği gibi hareket eden. Sevinince, ağzı fiyonk havalarda yürüyen, sinirlenince ne kadar kırıp döktüğüne bakmadan önüne gelen her şeyi yakıp yıkan. Küfür kadına yakışmaz diyenlere inat, çok da güzel küfür edebilen. 

Biri anlatmıştı bir süre önce. "Hepimiz defoluyuz" aslında diyordu. Yaşadıklarımız, çocukluğumuz, okul günlerimiz, ailemiz, arkadaşlarımız hepsi hayatımızda çeşit çeşit yaralar açıyorlar. Biz bu defoların farkında değiliz, ama karşıdan apaçık belli oluyor. Doğru mu sizce? Peki nasıl tamir edeceğiz bu defolarımızı? Zaman kötü, yeni nesil gün geçtikçe bencilleşiyor, kimsenin kimseye saygısı yok diyorlar. Bu halimizle nasıl iyi birer örnek olacağız ki? Bu defolar mı yukarı da yazdıklarımın nedeni?

En sevdiğim şarkılardan biri ile veda edeyim bu gece size. Mutlu geceler efendim :)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...