5 Ara 2013

YILLAR ÖNCE GÖRDÜĞÜM O RÜYA #blogfırtınası 5.gün

Gün 5. Bir rüyanızı veya kabusunuzu hikaye şeklinde yazın.

Merhaba,

Çok uzun yıllar önce gördüğüm ve uzun süre anlamını merak ettiğim bir rüya vardı. Öyle gerçekti ki sanki uyanık gibiydim.

Yanımda hiç tanımadığım biri, beni geleceğimi görmek üzere bir yere götürüyordu. Sanki İskoçya'nın platolarına benzer bir yerdeydik. Bir çok yol vardı önümüzde. Sürekli yeni bir yola giriyorduk, ama yanlış olduğunu anlayıp tekrar başladığımız noktaya dönüyorduk.



Bir an öyle bir yere geldik ki, uzakta ki bir tepede var olan tapınak benzeri bir yer görünüyordu.

 -İşte geldik, dedi yanımdaki kişi. Bu tepeye tırmanmamız lazım, kaderin orada seni bekliyor.



Zor bir şekilde tırmandık. Bizi hemen içeri aldılar. Tapınak loştu. Kocaman camlardan süzülen ışık vardı sadece. Biz o loş ışıkta uzun ve düz bir yolu takip ederek bir odaya girdik. Bir süre bu odada bekledik.



Yanımıza gelen biri, yol arkadaşımın orada beni beklemesi gerektiğini söyledi ve tek başına göreceksin geleceği dedi. Bulunduğumuz odadan bir kapı açtı ve yeni bir odaya aldı beni.

Beni götürdüğü bu yeni odada benden başka kimse yoktu. Sadece duvarda bir delik vardı. Bana hazır olduğumda delikten içeri bakmamı söyleyerek yanımdan ayrıldı.

Odada bir süre öylece durup bekledim. Daha önce de yazmıştım ya bilinmezlik beni hep korkutur. Yine korkuyordum, ama geleceğimi görebilmek için büyük bir sabırsızlık da duyuyordum. Tüm cesaretimi toplayıp, deliğe yaklaştım. Gözümü dayadım.

Önce karanlıkta bir kadın ve erkek gördüm. Daha önce tanımadığım bu kişiler sanki yıllar önce yaşamış İngilizler gibi kıyafetler giymişlerdi. El ele tutuşmuş, karşı karşıyaydılar. Yüzlerinde acı vardı. Biraz sonra olacakları sanki biliyor gibiydiler. Birden göremediğim bir güç o iki kişiyi ayrı ayrı köşelere çekmeye başladı. İkisi de ağlıyordu. Ayrılmak istemiyorlardı ama engelleyemiyorlardı onları ayıran görünmez gücü. Ellerini hiç bırakmak istemiyorlardı ama artık tutmaları mümkün değildi. Yine de son bir gayretle birbirlerine uzandılar. Parmak uçları değdi ama başaramadılar ve ayrıldılar.

Onlar yok olduğunda dehşete düşmüştüm. Ne alakası var benle o gün anlayamamıştım. Sonra hala geleceğimi görebilme umuduyla bakmayı sürdürdüm. Birden güm diye bir ses duydum ve ne olduğunu anlayamadan korku ile geri çekildim. Tekrar deliğe gözümü dayamak istedim ama delik hızla kapandı.

Beni odada yalnız bırakan kişi geldi ve artık gitmem gerektiğini söyledi. Henüz göremedim, tekrar denemek istiyorum desem de bana cevap bile vermedi.

Beni oraya getiren kişi ile aynı yolu izleyerek tapınaktan ayrıldık. Yolda geri dönerken bu sefer kaybolmadan başlama noktamıza geri geldik. Ben hala geleceğimi görememiş olmaktan yakınıp duruyordum. O ise bana

- Belki de gördün. Bekle zamanı gelince taşlar yerine oturacak ve sen zaten ne yazılmışsa onu yaşayacaksın dedi.

Uyandım.

Baktığım rüya yorumlarının hiç birinde bütün bunları anlamlandıramadım. Yaşadıkça farkına varıyorum.

İşin iyi mi kötü mü bilemediğim tarafı ise görüp de hatırladığım her rüyanın mutlaka bir anlamı oluyor. Hatta bazen tamamen gerçekliği. Başkalarının yorumlamasının tersine ben gerçekte öyle şeyler yaşıyorum.

Bu size de oluyor mu?

Hep güzel rüyalar görmeniz dileği ile
Sevgiler

Şafak



4 Ara 2013

FIRIN POŞETİNDE TAVUK

Merhaba,
Dün akşam ne yemek yapsam diye düşünürken aklıma ne zamandır fırın poşetin de tavuk yapmadığım geldi. Malum bir süredir eşim iş seyahatinde, bende fırsat bu fırsattır deyip gezmelerdeydim.  Gittiğin yerde yemek yapma zorunluluğunda olmayınca unutuyorsun ne pişirsem derdini.

Hemen bir koşu gidip bir paket tavuk baget aldım. Büyükçe bir kaba, bagetleri, 1 tane büyük büyük doğranmış kabak, yine aynı şekilde doğranmış patates ve bir domates koydum. Evde havuç olmadığından ekleyemedim. Üzerine biraz tuz, karabiber, kimyon, kekik ve zeytinyağı koyup 200 derece fırına attım. Yaklaşık 45 dakikada hazırdı.


Yanına makarna ve salata yapınca kolay ve besleyici yemeğimiz hazır oldu.



Aynı anda hem yemek hemde başka işler yapmanız gerekirse mutlaka deneyin.

Afiyet olsun
Şafak

EGE'NİN ARKADAŞI SALAX #blogfırtınası 4.gün

Merhaba,

#blogfırtınası etkinliğine devam. Bugün için seçilen konuda anlatacağım karakter bana ait değil o oğlumun hayali arkadaşı Salax. Ve hikayeyi bana Ege anlattı, ben kelimelere döküyorum.

Gün 4. Kafanızdan bir karakter atın ve onun hikayesini yazın.

Salax.

Henüz beş yaşında. Buraya çok uzaklardan geldi. Zaman zaman bizim eve geliyor. Ege ile zaman geçiriyorlar. Ege Salax'ın ona bir çok şey öğrettiğini söylüyor. İsterseniz önce Salax'ı size tanıtayım.

Salax'ın annesi ölmüş. Babası ve bir abisi var. Abisinin adı Saldarax. Yirmi otuz seksen yaşında, Böyle de bir yaş olur mu demeyin, çünkü uzayda öyle bir sayı var. Bir süre önce gezegenleri bir patlama ile yok olmuş. Annesini de bu patlama sırasında kaybetmiş.

On bir yaşında ama o bir dev kadar büyük. Kafası kısa ve dikdörtgen, antenleri var, göz sayısı sık sık değişiyor. Bazen üç bazen beş bazen de on tane gözü oluyor. Hatta bazen birleşip tek göz oluyor ve ağzı ile birleşiyor. İstediği zaman değişebiliyor. Derisi mavi. Pembe bir boynu var ve uzun. Elleri çok güçlü. Ellerinin üstünde kesici, bıçak şeklinde parmaklar var. Kollarında da bu bıçaklardan var. İsterse her şeyi anında yok edebilecek kadar güçlü çünkü tabağında hiç yemek bırakmıyor.

Salax'ın evi bize biraz uzak ama Ege onu çağırınca hemen geliyor. Bunun için on iki kere "Süper Kahraman Salax" demesi yeterli. Evinin yerini kimseye söylemiyor. Sanırım gezegenini yok edenlerin onu bulmasını istemiyor. Yine bir gezegendeler ve bin katlı bir binanın kırkıncı katında oturuyorlar. Ege'de bazen Salax'lara gidiyor ama biz görmüyoruz. Ege onunla doğmadan önce tanışmış, aynı yerde yaşıyorlarmış.  Sonra Ege benim karnıma gelmiş ve doğmuş.

Salax aynaya bakınca kendisinden korkuyor. Eskiden insanmış sonra canavara dönüştüğü için kendisinden korkuyormuş. Abisi ve babası da canavar olmuş.

Sakın Salax'la görüşmek istemeyin çünkü bu pek mümkün değil. Bunun için bir uzay geminiz olması lazım ve Salax herkese kendini göstermiyor.

İşte Salax'ın hikayesi böyle.

Bu da Ege'nin kaleminden Salax. Benim yaptığımı pek beğenmedi, kendi değişiklik yaparak çizdi.


Hatırlıyorum kız kardeşimin hayali bir sevgilisi vardı Ege yaşlarındayken. Necdet. :) Ben büyüyünce onunla evleneceğim derdi hep. Hala bekar. Bakalım ne zaman karşısına çıkacak :) Bizde bu kalıtsal galiba.

Sizin de çocukken hayali arkadaşınız var mıydı? Varsa biraz anlatsanıza bana :)

Sevgiler
Şafak

3 Ara 2013

ATLANTİS'E YOLCULUK #blogfırtınası

Merhaba,

Ödevini yapan bir çocuğun mutluluğu ile bu günkü yazıma başlıyorum

3. gün konusu: Dünyada istediğiniz bir yere gidebilecek olsanız nereyi seçersiniz, düşünün. 
Oradaki deneyiminizi yazın.


Saat sabahın yedisi. Yıllardır aradığım ama bulamadığım, bir çok kişinin hayalden öte bir yer olmadığına inandığı Atlantis'e yolculuğum bir kaç dakika sonra başlayacak. 

Oysa ben hep onun orada bir yerde olduğunu biliyordum. Çünkü bütün atasözleri ve efsaneler gerçektir. Gerçek olmasalar bunca yıldır kulaktan kulağa yayılmazlardı, birileri olmadığını ispatlardı öyle değil mi? 

Tıpkı Tanrı'nın olmadığının ispatlanamadığı gibi. Göremesek de, konuşamasak da insanlığın büyük çoğunluğu Tanrı'ya inanıyoruz. 

İlk defa bir yolculuğa çıkacağım için bu kadar heyecanlıyım. Aylardır bu anı bekliyorum. Beni ölümsüzlüğe taşıyacak olan bu yolculukta neler yaşayacağımı çok merak ediyorum. Bir yanım, yolda giderken uyutulmaktan yana, çünkü korkuyorum. Bir yanım ise bu yolda bana refakat edecek kişinin önerdiği gibi uyanık kalmak istiyor. Korkuyorum çünkü, uyanıkken kalbimin bu heyecana dayanamayacağını düşünüyorum. Oldum olası bilinmezlik beni hep korkutmuştur.

İşte sıramın gelmesini bekliyorum. Yanıma gelen herkes, bana uyanık kalmamı öğütlüyor. Hala karar veremedim. Adının Musa olduğunu söyleyen kişi, beni rahatlatmaya çalışıyor, 

Eğer dayanamayacağını anlarsam seni uyuturum diyor, korkma. 

Güvenip güvenmemekte kararsızım. Ama nedense ona inanıyorum. Beni seyahat edeceğim yere götürüyorlar, asıl refakatçim kararımı soruyor, uyanık kalmaya karar verdiğimi söylüyorum.

Ve yolculuk başlıyor, önce beni bir yatağa yatırıyorlar, ellerimi ve ayaklarımı bağlıyorlar, hafif bir müzik çalıyor. 

Çok heyecanlanırsam uyutacaksınız değil mi diyorum, Musa bey öyle söyledi.

- Herkesi böyle kandırıyor, diyor birisi gülerek sonra korktuğumu anlayan asıl refakatçim 

- Korkma, ben yanındayım, uyuturuz merak etme diyor rahatlıyorum.

Yolculuk sırasında ben gökyüzünden başka hiç bir şey görmüyorum. Oğlum Ege geliyor aklıma. Onu ne çok sevdiğim. Hayatımın geri kalanında hep çok seveceğim. Atlantis'e gideceğim için kızıp kızmadığını soruyorum kendime. Oraya gidiş amaçlarımdan birinin de kendisi olduğunu anlayıp anlamayacağını merak ediyorum.

Kah gözlerimi kapatıp anılara dalıyorum kah bu yolculuktan sonra nasıl olacağımı düşünüyorum. Çevremdeki kimsenin umurunda değil, onlar konuşarak, gülerek, birbirleriyle şakalaşarak yolculuğu sürdürüyorlar. Ben bu yolculuğu daha önce de yapmıştım. O an hatırlıyorum. 


- Tamam diyor refakatçim, geldik. Biraz sonra yeni bir başlangıç yapacaksın.


Bir ses duyuyorum. Merak içindeyim. Az sonra biri yanağıma onu dokunduruyor. Tarifi imkansız. Öyle güzel ve sıcacık ki. 





Ben Atlantis'ime kavuştum. Darısı tüm isteyenlerin başına..


Dünyada istediğimiz her yere gidebiliriz. Para ve zaman ikilisinin aynı anda bulunması lazım kişide. Gitmek istediğim bir kaç yer var. Ancak bunun için bir süre daha beklemeliyim. Malum çocuklar küçük ve çocuklarla gezmek çok zor.  

Bu yazıyı yazmadan önce gerçekten gitmeyi çok istediğim yeri düşündüm. Ama gerçekten istediğim her yere gidebilecek olsaydım Kayıp şehir Atlantis'e gitmek isterdim. O da mümkün değil :) Ben de biraz gerçekleri yazarak biraz kurgu yaparak bu yazıyı hazırladım. Umarım hoşunuza gitmiştir. 

Sevgilerimle
Şafak




EGE'NİN HASTA KIZINA yani BANA YAPTIĞI ŞİRİN ÇORBASI

Herkese kocaman bir merhaba,

Tatil bitti ve biz bu sabah eve döndük. Çocuklar gerçekten evi özlemiş. Öyle ki Ege hemen oyuncaklarına daldı ve oynamaya başladı. Efe Deniz ise sabahın altısında kalkmış olmasına karşın, öğlen üçe kadar uyumadı. Sanki enerji hapı içmiş gibi evde oradan oraya meşhur fok balığı sürünmesiyle gezip durdu.

Onu uyuttuğumda Ege bütün legolarını salonun ortasına yığmış oynuyordu. Bende bir koltuğa uzandım amacım, biraz dinlenmekti ama Ege'cim "anne hadi evcilik oynayalım" dedi. Her gün oynuyoruz ama evcilik oynamak lafını onun ağzından ilk defa duydum. Çok komik geldi.

Hadi oynayalım, dediğimde yine beni güldürdü.

   -Anne kızlar evcilik oynamayı çok severler di mi?

Evet severler dedim, peki nasıl oynayacağız diye sorduğumda, hemen senaryoyu yazdı. O baba oldu bende onun kızı :)

   - Sen hastaymışsın ben sana çorba yapıp içirecekmişim. Ayağın kırılmış yatıyormuşsun.

Bana şirinler oyuncakları ve logolarından muhteşem bir çorba yaptı ve ekledi

    - Korkma sana şirin taneleri koymayacağım sadece suyundan içeceksin.

Çorba içme merasimimiz bayağı uzun sürdü. Legolardan kepçe yaptı önce, sonra legolu ve şirinli çorbasını o kepçe ile sabah, öğlen ve akşam çorbası olarak içirdi. Bir de içirirken gayet ciddi bir şekilde

   - Aç bakalım ağzını tatlım, bu sana çok iyi gelecek

İşte ben orada koptum. Oyunumuz bitince çizgi film açtırdı ve uyuya kaldı. Bu babalık işi onu epey yordu sanırım :)

Ege'nin daha önce yaptığı bir otopark inşaatının resmini sizinle paylaşmak istiyorum bugünküleri çekemedim de :)

Çocuklar gerçekten harika. Bazen tahammül sınırlarımı zorlasalar da,  iyi ki ikisini de doğurmuşum. Böyle güzel anlar yaşandıkça, beni ikinci kere evliliğe ikna eden kocama bir kez daha aşık oluyorum.

Sevgiyle kalın
Şafak


2 Ara 2013

Kendine verdiği cevaplar hiç bir şey ifade etmese bile, o yine tekrar tekrar sormayı sürdürdü. #blogfirtinasi

Merhaba,

Yokluğumda yeni bir etkinlik başlamış. #blogfirtinasi 
Aralık ayı boyunca her gün, konusu önceden belirlenmiş bir yazı yazılacakmış. Ben dünkünü kaçırdım. Ama bu gün başlayacağım. Eğer sizde katılmak isterseniz detaylı bilgi için buraya Tık Tık

Bu gün için Herhangi bir kitabın, herhangi bir sayfasını açın ve bir satır seçin. O satırla yazıya başlayın, gerisi sizden demişler.

Hadi bakalım yazı gelsin o zaman.. Her zaman yaptığım gibi O an aklıma geldiği gibi yazacağım hatalarım olursa affola..




Kendine verdiği cevaplar hiç bir şey ifade etmese bile, o yine tekrar tekrar sormayı sürdürdü.

Nereye kadar hiç bir şey olmamış gibi davranabilirdi ki? Sonuçta gerçekler ortadaydı. Kalbi ile aklı arasında sıkışıp kalmıştı.

Bazen göz ile göremediğimiz şeyleri gönül gözümüzle görebilirdik değil mi? Öyleyse kaybettiğini düşündüğü şey belki de kazancıydı, bunu zamandan başka kim bilebilirdi?

- Ama sevdim ben onu dedi, kendi kendine. Bütün bu olanları hak etmedim. Ne yaptım ki? Bu yaşadığım acı neyin nesi?

Sorulardan kurtulmak için ışığı kapattı. Yatağa girdi. Sanki aklında ki sorulardan kurtulabilecekmiş gibi gözlerini sımsıkı kapattı yorganı başına örttü. Bir kaç dakika böyle hareketsiz yattı. Sonra birden yataktan doğruldu ve doğmamış bebeğine ağlamaya başladı.  Aylar sonra ilk defa ağlıyordu.

-Bebeğim yaşasaydı belki evliliğim devam ederdi dedi, ya da doğru bir evlilik yapsaydım bebeğim belki yaşardı. Offf, ne olursa olsun yaşasaydı. Ya hiç bir zaman anne olamazsam..

Yine sorulara boğulmuştu. Kime, ya da neye ağladığını artık o da bilmiyordu. Biten evliliğine mi, doğmamış bebeğine mi yoksa hayallerine mi?

Sonra o evlilikten gerçekte bir bebek asla istemediğini fark etti. Sürekli kavgaların olduğu, mutsuz bir anne ve hayatını kendi doğrularına adamış bir babanın oluşturacağı bu aile de doğacak çocuğun mutlu bir çocuk olamayacağına kanaat getirdi.

Keşke farklı bir insan olsaydım diye düşündü. Ya da keşke farklı biriyle evlenseydim. Gittiği bir falcının söylediği bir cümle aklına geldi.

"Siz kadere karşı gelmişsiniz bu evlilik asla olmamalıymış.  Sizin yazgınız başkalarıyla."

İnanmıyordu ama inanmak istedi.

-Belki dedi, belki falcı doğru söylüyordur. Belki kaderim başka biri. Belki ben onunla çok mutlu olacağım. Belki doğacak çocuklarım artık gerçeklerin farkına varmamı bekliyorlar bana gelmek için.

Sonra çok sevdiği bir arkadaşının ona söylediği bir şey aklına geldi. "Sen artık hayal kurmuyorsun" demişti arkadaşı. "Hayal kurmadıkça senliği kaybediyorsun. "

Üniversitedeyken ev arkadaşının ona doğum günü hediyesi olarak aldığı oyuncak bebeği Yağmur'u yanına aldı ve yatağa tekrar uzandı. Sakinleşmişti.

İçinde mutlu olduğu bir hayal kurmaya başladı. Yağmur'a sımsıkı sarılıp, huzur içinde uykuya daldı..


Şafak
02.12.2013

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...