26 Eki 2014

YAVAŞ EBEVEYNLİK SEMİNERİ NOTLARI

Merhaba,

Dün Tutumlu Anne Pedogogoji Günlerinin "Yavaş Ebeveynlik" Seminerindeydim. Uzman Klinik Psikolog Pınar Mermer'in konuşmacı olarak katıldığı seminerde, Yavaş Ebeveynlik olgusu ve bunu hayatımıza nasıl uygulamamız gerektiği konusunda bilgilendik.

Bize seminerde konuşmacı olarak reçeteler sunan Pınar Mermer bir çocuk annesi. Ayrıca 5 aylık hamile. Kitabını da tanıttığı bu seminerde anlattıklarından aldığın notları size sunacağım.



Seminer Şişli Belediye'sine ait Şişli Bilim Merkezi'nde yapıldı. Şunu söylemeden geçemeyeceğim, hayal kırıklığına uğradım, Bilim Merkezi Şişli'ye ve adına yakışmayacak durumdaydı. İçerisinin daha dolu dolu, daha temiz ve bakımlı olmasını hayal etmiştim.


Neyse konumuza dönelim. Tutumlu Anne geçen sene başladığı bu Pedogoji günleri ile gerçekten çok iyi bir iş yapıyor. Etkinlikler ücretsiz ve içerik her zaman çok faydalı.

Bu sefer ki konumuz başta da söylediğim gibi "Yavaş Ebeveynlik" idi. Bunu ağır hareket etmek olarak algılamayın. Yavaş hayat, hayatın hızını ve modernliğini eleştiren bir hayat stili. Şu an yaşadığımız hayatta var olan hız, insanlara zarar vermekte. Yavaştan kasıt, yaşadığımız her olayın, keyfine vararak, farkındalıkla, sakince yaşamak.


Hepimiz zaman zaman çocuklarımızı büyütmeye çalışırken zorluklarla karşılaşıyoruz. Bunların en başında da ağlama krizleri, yemek yememek, inat gibi çocuk davranışları geliyor. Aslında bütün bu davranışlarına bu denli üzülmemizin ve öfkelenmemizin en büyük nedenlerinden biri, yalnız ebeveyn olarak yaşamak. Devir değişti, insanlar kimseye çocuklarını emanet edemiyor, güvenemiyor, Eskiden aile ile birlikte olan anneanne, babaanne, yakın akrabalar yaşam şartları nedeniyle yada artık uğraşmak istemediklerinden anne babaya destek olamıyor, olmuyor. 

Ben bunun en canlı örneklerinden biriyim. Daha önce de defalarca farklı ortamlarda dile getirdiğim gibi, Ege'yi 15 aylık kreşe göndermek zorunda kalan biri olarak, o yıllarda yaşadıklarımı bir an olsun aklımdan çıkaramıyorum. Bu benim şu an bile davranışlarımı etkiliyor, içimdeki acı inanın hiç dinmiyor. 

Biliyor musunuz, günümüzde en büyük ölüm sebebi yalnızlık. Bir çok makalede bunun obezite veya kötü alışkanlıklardan daha zararlı olduğu yazılmaya başlandı. Çünkü yalnız olmak, kendini yalnız hissetmek insanı depresyona sokuyor ve bir süre sonra hiç bir şey yapmaya mecaliniz kalmıyor. Vücut yalnızlığa fiziksel acı gibi tepki veriyor. 

Evin içinde gerçek paylaşımların ve konuşmaların olmadığını çocuklar hissedebiliyorlar ve bu onların yalnız hissetmesine neden oluyor. Yalnızlık hissetmenin kötü olduğunu düşünmeyin. Bunu hissedince vücut sinyal verir. Bu da harekete geçmemize neden olur.  Çocuk farklı yollarla tepkisini dile getirir. Aslında bize yalnızım benimle ilgilen demek istiyordur.

Çağımızda ki ilişkilerde teknolojinin de hayatımıza girmesi ile birlikte bağlantılıyız ama bağlı değiliz. Çocuklar da bundan etkileniyorlar. O kadar uzun süre yalnız kalıyorlar ki bilgisayar ve televizyon bağımlılığı gibi kötü davranışlara yöneliyorlar. 



Peki Birey Olmak Yalnızlık mıdır?

Eskiden ebeveynler bizi kendilerine bağımlı yetiştirmeye çalıştı. "O bensiz bir yere gidemez, bensiz ders çalışamaz gibi". Aslında onların bizsiz bir şeyler yapamamasından kaynaklanıyordu.

Çocuğun hayata bakış açısını asıl etkileyen şey baba veya baba figürü olan kişidir. Annenin kişiliği ne olursa olsun, baba bu ebeveynlik yolunda anneye destek olursa, kendisi güvenli bağlanabilen biriyse, ilgileniyorsa çocuk annenin kişiliğinden etkilenmiyor. Oysa babada bu özellikler eksikse anne ne kadar mükemmel olursa olsun çocuk davranış sorunları yaşıyor.

Çocuk babadan (eğer baba yoksa baba figürü olan kişiden) stresle baş etme becerisini, özgüven ve harekete geçme becerisini alır. Sebat etme, azimli olma becerisini ağırlıklı olarak yine baba verir.

Çocuklar görerek öğrenirler. Sözleriniz ne olursa olsun davranışlarınız bunu desteklemiyorsa kabul ettiremezsiniz. Çocuğun bir davranışı öğrenmesi için o davranışı çok görmesi gereklidir. Babanın başkalarına ve anneye olan davranışları onu etkiler.

Yaşadığımız kültürel değişiklikler nedeniyle hepimiz birbirimizle yarış içindeyiz. Bugün bizi zorlayan, davranışlarımıza yön veren, bizi yarışa sokan kendimizi ve çocuklarımızı güvene alma isteğimiz. Bizim yaşadıklarımızı yaşamasınlar, bizim çektiğimiz zorlukları çekmesinler diye her isteklerini karşılamaya çalışıyoruz. Çocuklar sınırsız olmak ister, tüm dünyaya sahip olmak ister. Verince de ne yapacağını şaşırır. Çocuğun azıcık üzülmesini, negatif duygularını göstermesine kızıyoruz, tahammül edemiyoruz. Çocuklara böyle davranmamasını empoze etmeye çalışıyoruz aslında bu bir hata. Sürekli kötü şeyler söylenen kınanan çocuklar, içsel olarak kötü olduklarına inanmaya başlıyorlar ve bu çocuklar tehlike altındadır. 

Çocukların sosyal medya kullanımı doğru değil. Mümkün olduğunca uzak tutmak gereklidir. Çocuklar kendileri için neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemeyecek kadar küçük olduğunda onu yönlendirme görevi aileye düşer. Reklamlar çocukları çok fazla etkiler ve çocuğun etkilenmesi engellemeye çalışılmalı, reklamlardaki yanlışlar ve tuzaklar çocuklara anlayabilecekleri bir dil ile anlatılmalıdır.

Çocuklar etraftan gelen kıyaslama ve negatif davranışlardan çok etkilenirler. Bu tarz davranışlarla karşılaşan çocuklar mutlaka rahatlatılmalı ve motive edilmelidir. Ayrıca çocuğunuza yıpratıcı davranışlar gösteren kişilere karşı çocuğunuzu koruyabilirsiniz. O kişiye bu davranıştan rahatsız olduğunuzu söylemelisiniz. Söylediğiniz de kızacak, kırılacak yada üzülecek diye düşünmemelisiniz. 

Aşırı rekabetin mutluluk getirmediğini çocuğumuza anlatabiliriz. Çocuklara karşılaştığı durum ya da davranışın kendilerini nasıl hissettirdiğinin asıl önemli şey olduğunu vermeliyiz. Stratejik düşünmeyi, farklı düşünmeyi öğretmeliyiz. 

Aldığım notlar bunlar. Gece yattığımda dünkü seminerde konuşulanları düşündüm. Bazı dersler çıkardım kendime. Bence şimdi yapmamız gereken şey, durup bizi tahammülsüz hale getiren şeyler neler onları düşünmek. Sonrada çocuklarımızın bu davranışı neden yaptığını anlamaya çalışmak. Belki de bir çoğu yaşının getirdiği şeyler. Onu anladıktan sonra o davranışların gerçekten değişip değişmemesi gerektiğini sorgulamalıyız. Değişmesi gerekli ise, ilgisini başaka yöne kaydırmak yararlı olabilir. Eğer gerekli değilse ve biz bu davranışlara sadece birilerini memnun etmek için kızıyorsak, başkalarını düşünme işine bir son vermeliyiz. Çocuğumuz olmanın keyfini çıkarmalıyız.

Sağlıklı ve mutlu nesiller yetiştirmemiz dileği ile. Unutmayın bir anne tüm dünyayı değiştirebilir.

Sevgiler

Şafak












2 yorum:

  1. Bu yazıyı benim anneme okutmak gerek ama artık bence zamanı geçti. Ben büyüdüm sonuçta :D Güzel ve faydalı bir etkinlik olmuş. Bizimle paylaştığın için teşekkür ederim .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) hiç bir zaman geç değil. Yaşın 40 da olsa annelerin tutumu değişmiyor.
      Okuduğun için ben teşekkür ederim Sevgiler :)

      Sil

Konu hakkındaki fikirleriniz benim için çok kıymetli. Lütfen yorumunuzu ekleyiniz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...