22 Ara 2014

BLOG YAZARLARI HEDİYELEŞİYOR ETKİNLİĞİNDEYDİM ÇOK EĞLENDİM

Merhaba,

Bir süre önce sevgili arkadaşım Hüzün Sarısı blogunda hediyeleşme etkinliği düzenlemişti. Bazen bu tarz etkinliklere katılıyorum. Kura çektik ve herkes bir kişi ile eşleşti. İlk eşleştiğim arkadaşım etkinliğe kısa bir süre kala katılamayacağını belirttiğinden bana hemen yeni bir eş bulundu :)

Etkinlik sırasında arkadaşlarıma hediye etmek için yeni yıl temalı kurabiyeler hazırladım. Biliyorsunuz ben bu konuda profesyonel değilim. Beğenilmesi beni ne kadar mutlu etti anlatamam.







Bu sefer etkinliğin yüz yüze görüşülecek olması ayrı bir heyecan verdi. Giyindim, süslendim öğlen saatlerinde yola koyuldum.

Şirinevler'de Laures Cafe Restaurant 'da buluştuk. Normalde sponsor olmayacak bir etkinlikti ama bazı firmalar bizi yalnız bırakmadı, kendilerine teşekkür ediyorum.

Fruitflowers ürünleri her zaman ki gibi tazecikti. Masamızı şenlendirdi.



Dermadolin yine harika bir paket hazırlamıştı.


Mutfağın Yıldızı Pakmaya'ya teşekkür ediyorum.


Essence 'n gönderdiği ojenin rengine bayıldım, deftere de yeni projelerimi not alacağım :)


Hc Hair Care ürünlerini ne kadar beğendiğimi herkes duydu. 



Bir süre sonra herkes eşine hediyelerini verdi, çocuklar gibi şendik bu tören esnasında. Sevgili  Şirin Kanatlar ve ben hediyelerimizle resim çektirmeyi atlamadık tabi ki :)


Bu güzel hediyeler için çok teşekkür ediyorum. 



Bu arada benim gibi düşünen arkadaşlarda olmuştu. 

Vanilins blogunun sahibi Arzu'cuğumun hediye ettiği bu mumluğu çok beğendim. Yılbaşı gecesi çocuklar uyuyunca yakacağım ;)


Yemek Sohbetleri  blogunun sahibi sevgili Yağmur daha geçen gün kulaklarını çınlattığım Nasreddin Hoca figürünü bizlere hediye etti.


Etkinliği düzenleyen Hüzün Sarısı bizi böyle güzel bir etkinliğe dahil etmiş yetmemiş birde hediyeler almış. Paket içindeki hediyenin ne olduğunu söylemem siz tahmin edin. Bir ipucu; hani yeni yılda donanmak için alırız ya :)


Yemekler yendi, çaylar içildi. Harika bir sohbet ortamı vardı. Bol bol fotoğraf çekildi. Öyle ki zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. Neredeyse eve dönmeyi unutacaktım.











İnsanların sadece bir arada olmak adına işini gücünü çoluğunu çocuğunu bırakıp gelmesi sizce de takdiri hak etmiyor mu? Biz bugün sadece bir arada olmak adına oradaydık. Bu güzel gün için bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

Katılan Bloglar


Sevgilerimle
Şafak







19 Ara 2014

BEN MÜKEMMEL ANNE DEĞİLİM

Bu sanırım bir itiraf yada huzur bulma yazısı. Okunma kaygısı olmadan, bir tek Ege'm okusun diye yazılmış bir yazı.

Ege aslında farklı bir çocuk.  Çok küçük kreş ile tanıştığından olsa gerek her şeyi yaşından önce öğrendi.  Zamanla sıkıldı tüm bunlardan.  En başlarda onu mutlu edelim derken farkında olmadan çok fazla özgürlük sunduk ona. Veremediklerimizin yerini doldurmaya çalıştık hep.  Birazda kişilik özellikleri eklenince işin içine ortaya çok bilmiş, çok güçlü, çok ben merkezci bir çocuk çıktı.

En çok ihtiyacı olduğu dönemi anneden kopuk yaşadığı için ve sonrasında bu durumun psikolojik sorunlara yol açacağını düşünerek iş hayatından vazgeçtim ben. Bir süre birlikte geçirdik tüm günümüzü. Ne anaokulu ne başka bir yer.  Her an iç içe.  Her şey yoluna girdi. Anneye öfke sona erdi Ege'de. Bendeki bana ve beni bu yolda yalnız bırakan herkese karşı oluşan öfke de.

Baktım yapabiliyorum, anne olmayı becerebileceğim, hadi dedik bu durumda. Hem Ege'de bir kardeşi olsun istiyor kardeş şart dedik. Kardeşi olursa hayatımızın nasıl değişeceğini anlattık O'na. Sanki o yaştaki bir çocuk anlayabilirmiş gibi. Öyle sandık...



Hamilelik ilerledikçe farkına varmaya başladı Ege hayatımızın değişmeye başladığının. Zaman zaman agresifleşti zaman zaman da isteklerini yaptırmak için şirinleşme numaraları yaptı. Hatta bir gün hiç unutmuyorum, anne kardeşim doğunca yine seninle güreşecek miyiz, birlikte koşacakmıyız diye sordu. Tabi dedim ama uzun bir süre yapamadık bunları.

Kardeşi doğduktan sonra, biraz şaşırdı. Birde daha 23 günlükken hastaneye yatınca kardeşi, ben sabahtan akşama kadar kardeşinin yanında kalınca, evde olduğum anlarda da genelde ağlayınca sanırım bu da O'nu etkiledi. Babasının sadece onunla ilgilenmesi, kardeşi ile onun yanında çok ilgilenmemesi babasıyla zaten olan bağı daha da güçlendirdi.

Loğusa dönemleri pek iyi geçmez benim. Huzur ve dinginlik bulmak yerine öfke dolu olurum. Zaten çok düşünürüm her şeyi, bu dönemde daha da bir gelecek kaygısı taşırım. Bu da beni agresif yapar. Bu dönemde aramız açıldı biraz Ege ile. Daha doğrusu o kendini sevilmiyor zannetti. Ben ona bunun doğru olmadığını ispatlamaya çalıştıkça daha bir öfkelendi. Kardeş sahibi olmak olayını da hiç sevmedi.



Şimdi ben ona kızdığımda bunu iyiliği için yaptığımı biliyor ama yine de her şeyi kendi deneyimlemek istiyor. Kardeşi ile sürekli bir yarış içindeler. Evde onlarca oyuncak varken her seferinde kavga etmeyi başarıyorlar. Her dakika yanlarında olup, olaylara müdahale etmem gerekiyor. Etmesem birbirlerinin canını yakıyorlar ve ikisi de küçük ne yaptıklarını bilmiyorlar. Birlikte sakince ve ben yanlarında yokken oynama sayıları bir elin parmağını geçmez.

Buna karşın Efe Deniz abisini çok seviyor. Onun bire bir kopyası. O ne yaparsa aynısını yapıyor. Ondan öğrendiklerini uyguluyor. İkisinin arasında kalmak ve ikisini de incitmeden doğruya yönlendirmek çok yoruyor beni. Defalarca güzel güzel söyledikten sonra hala bildiklerini okumaya devam etmeleri bir süre sonra çileden çıkarıyor ve kendimi bağırırken buluyorum. Komşular muhtemelen delirdiğimi düşünüyorlar böyle anlarda.

Elimden geldiğince blog nedeniyle gittiğim yerlere onu da götürmeye çalışıyorum. Onun dışında gittiğim her yere zaten götürüyorum. Hani şöyle tek başıma alışverişe gideyim, saatlerce alışveriş yapayım sonra üstüne bir de kahve içeyim desem mümkün değil. O kadar uzun zaman oldu ki eşimle başbaşa bir yerlere gitmeyeli. Son 6 yılda sadece bir kere baş başa sinemaya gidebildik biliyormusunuz? Yemek ve eğlence ise sıfır.

Eşimden başka yardımcım yok çocukları bırakabilmek için. Hani şöyle çok bunaldığımda alıp başımı gitsem iki saat sonra eve gelsem ve kaldığım yerden devam etsem desem maalesef mümkün değil. Çocuklar anneanne, teyze ve babaanne dışında kimseyle kalmayı kabul etmiyorlar arkamdan durmadan ağlıyorlar. Bazen tüm bu koşuşturmadan kurtulmak için tekrar işe dönmeyi bile düşünüyorum.

Dedim ya, mükemmel anne değilim ben ama olmak istiyorum. Öyle çok yoruldum ki...


Şafak


16 Ara 2014

İBS ANNE BEBEK ÇOCUK FUARI 2014

Merhaba,

Cumartesi günü Bir gece öncesinde Efe Deniz'in çıkan dişi nedeniyle hiç uyumamış olmamıza karşın, Ege ile düştük yollara. Aslında gönlüm gitmeyi hiç istemedi ama Ege kaç gündür fuara gideceğimizin sevdası ile yanıyordu, çok ısrar edince eşimde "siz gidin ben hallederim" deyince daha fazla dayanamadım.



Biliyorsunuz biz Beyikdüzü'nde oturuyoruz. Fuar ise Harbiye'deki İstanbul Kongre Merkezindeydi. Çift katlı express Taksim otobüsü ile gitmenin daha iyi olacağını düşündüm, keşke düşünmez olaydım. Otobüsün üst jatı çok sıcak, alt katı ise çok soğuktu. Öyle çok trafik vardı ki, yürüsek aynı zamanda varırdık herhalde. Normalde 1,5 saat sürecek yol yaklaşık 2.5 saat sürdü ve biz fuar alanına vardığımızda saat 16:00 olmuştu bile.

Öncelikle şunu söyleyeyim bu seneki fuarı önceden yapılan fuarlara nazaran daha sönük buldum. Bilmiyorum belki de yorgun olduğum içindir. Tek kat üzerine kurulmuştu fuar. Daha önceki yıllarda misafirlere ufak tefek hediyeler veren bazı bebek firmaları çok ilginçtir bu sene sadece broşür dağıtıyordu.





Mesela yine büyük bir firma bebekler için emekleme yarışması düzenlemişti ama bana bu durum çok itici geldi.




Sevgili arkadaşlarım Yelda ve Sezen'in ortaklaşa kurdukları Dreamy Room bu yıl ilk defa fuardaydı.



Oldukça kaliteli ürünleri olan ve sattıkları ürünleri kendi çocuklarına kullanacak kadar ince eleyip sık dokuyarak satışa sunan bu becerikli kadınların ürünlerini mutlaka incelemenizi öneriyorum.

Hepsiburada standında hediye yağmuru vardı. Ege'de katıldı yarışmaya. İndirim çeki ve el kuklası kazandı. Çok sevindi bu işe.


Muzipo Kids güzel bir stand kurmuştu.  Çocuklar için hareket oyuncakları ve boyama masası vardı, Biz boyama hastası olduğumuz için hemen oturduk masaya.


Bir diğer ilgimi çeken stand Yaşam İzi standı oldu. Çocuğunuzun, hatta kendinizin el ve ayak izlerini ölümsüzleştirebilirsiniz. İnternet sitelerini incelediğimde özel bir silikonla kalıbını aldıklarını ve 3 boyutlu seramik tozundan teslim ettiklerini okudum.



Ege fuar standlarını tek tek incelerken :)


Mustela kar yağdırmıştı fuara :) Bir de resmimizi çekip bize hediye ettiler.


Bir kaç yerde poz vermeyi ihmal etmedik.



Ardından geçen gün, #2forallevent etkinliğinde hediyesini kazandığımız oyuncakariyorum.com standını ziyaret ettik. Çok tatlı sahibesi ile tanışıp ayak üstü biraz sohbet ettik. Resimde gördüğünüz oyuncaklar Bangledaş'dan getiriliyormuş ve her birinin iplik renkleri ayrı ayrı kontrolden geçiriliyormuş. Bu bebekleri oradaki kadınlar ellerinde örüyor ve topluca satışı yapılıyormuş. Keşke Türkiye'de de bu yapılabilse. 


Ege'nin en çok eğlendiği, laf aramızda benim de çok beğendiğim standlardan biri Kubika Toys standıydı. Ne kadar süre kaldık bilmiyorum ama hiç ayrılmak istemedi Ege.


Bu gördüğünüz boncukların boyutu yaşa göre değişiyor. Minicik olanlar bile. Genç kızlar alıyormuş onları genelde. Elinizdeki tablaya örnek resimde gördüğünüz şekilde sayarak renkleri aynı olacak şekilde yerleştiriyor çocuğunuz ve sonrasında kızgın ütü ile üzerine yağlı kağıt koyarak ütülüyorsunuz.



Tabladan çıkardığınızda bu şekilde yapışmış oluyor ve güç kullanarak parçalamadığınız sürece ayrılmıyor. Süper değil mi?



En son sevgili Hassas Anne Ece Kumkale'nin standına da uğrayarak gezimizi sonlandırdık. Şaşkın ben resim çekmeyi atladım çünkü bir süredir Ege'ye bıraktığım yerde bekle eğitimi vermeye çalışıyorum. Onu gözümle görebileceğim bir mesafeye bırakıp orada beni beklemesini söylüyorum. Fuarda yine denedim. Gayette başarılı oldu. Sadece bir an beni görebilmek için bıraktığım noktadan ayrıldı ve  ( o görebildiğimi anlamasa da) bir kaç adım atarak beni arandı. Göründüğümü fark edince hemen bıraktığım noktaya geri döndü. Bu da bizim için yeni bir döneme adım oldu diye düşünüyorum. 

Dönüşte eve taksiyle döndük ama kaç günlük uykusuzluk ve günün yorgunluğu beni hasta etti. Bütün geceyi yatarak geçirmek zorunda kaldım. 

Seneye yine gitmek nasip olur inşallah. O zaman Efe Deniz'de bizimle gelsin çok istiyorum. 

Sevgiyle kalın

Şafak









12 Ara 2014

ARNICA MAESTRO EL BLENDERİ SET ÜRÜN DENEYİMİ






Merhaba,

Bugün sizlere,  #tarcinpastaevi70ler blogger etkinliğinde hediye edilen Arnica Maestro El Blenderi hakkında ki düşüncelerimi ve deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.



Önce teknik özelliklerine bakalım

• 800 W motor

• Parçalayıcı hazne
• Çift başlıklı çırpıcı
• Paslanmaz çelik blender aparatı
• Rendeleme
• Dilimleme
• Hız ayarı


Ürünün 3 yıl garantisi var. Kullanım ömrü olarak 7 yıl belirlenmiş, tabi bu süre sizin kullanım şartlarınıza göre değişiklik gösterebilir.


Firmanın kullanım önerileri için linke tıklayabilirsiniz.  http://www.arnica.com.tr/upload/maestro.pdf


Makina 4 farklı işe yarıyor. Bunlardan biri el blenderi, diğeri 2 çırpıcılı çırpma aparatı, Rende ve dilimleme parçaları ve rondo görevi.

Çırpıcıyı kullanırken isterseniz normal hızda kullanabiliyorsunuz, isterseniz de turbo özelliğini seçebiliyorsunuz.






Rende ve dilimlemeyi kullanacağınız zaman mutlaka resimde gördüğünüz blenderin parçasını takmanız gerekiyor. Üst kapakta ki malzeme besleme yuvasından malzemeleri koyuyorsunuz. Bir seferde 500 gr. malzeme konulabiliyor. 




Eğer bıçağını kullanacaksanız, çok dikkatli olun çünkü çok kesici. Malzemeleri haznenin içine koyup kapağı takıyorsunuz yine aynı şekilde blenderin ana motor parçasını takıyorsunuz ve makina çalışırken onu da tutmanız gerekiyor.

Bence üründe ki en büyük handikap bu. Çünkü ben genelde bir elimle rondoyu kullanırken diğer elimle başka işler yapıyorum.



El blenderinin kullanımı kolay. Plastik kısmının olmaması bana göre daha sağlıklı.  Kısa aralıklarla kullanmak gerekiyor, 1 dakikadan daha uzun süre ara vermeden çalıştırılmaması öneriliyor.



Ben bugün sebze çorbası yapımında kullandım Arnica Maestromu. Kısa sürede rendeleme işlemini gerçekleştirdim. Benim gibi rende ile zamanında elini rendelemiş biri için gerçekten büyük kolaylık. Salata yapının da rahatlıkla kullanabilirsiniz.




İçinde ayrıca bir de ölçü kabı çıkıyor.

Peki siz bu özellikleri nasıl buldunuz?

Sevgilerimle

Şafak


ARABA ALMALI MIYIZ?

Merhaba,

18 yaşını doldurur doldurmaz aldım ehliyetimi. Çok da hevesliydim. Hatta ilk yıl, yağmurlu bir gece araba kullanma cesareti gösterdim, Bayrampaşa'dan Zeytinburnu'na arabayla gelmeye niyetlendim. Çok güzel bir yolculuk değildi benim için. Neredeyse kaza yapıyordum, kendim yetmezmiş gibi bir kaç arabayı da birbirine sokuyordum 19 yaşında. Allahtan kimsenin malına canına bir şey olmadı. Sonrasında da bir kaç yıl sonra büyük bir kaza atlatıp (bu sefer aracı kullanan ben değildim) şöyle 9 gün hastane de yatıp ardından da bir kaç hafta kol değnekleriyle yürüyünce benim için araç kullanma macerası rafa kalktı. Eşim sık sık bu konuda baskı yapsa da ben mecbur kalmadıkça araç kullanmayı düşünmüyorum.

Neyse asıl konumuza dönelim. malum araçlar artık öyle çok pahalı değil. Hatta sıfır faizle kredi veren bankalar, firmalar bile var. Herkesin altında birer araç. Bir çoğuda araç sahibi olmayı yolların efendisi olmayla bir tutuyor. Böyle olmayan kişileri konumuzun dışında tutuyorum onlar üstüne alınmasın.

Her yer trafik. Bir yere gidip gelmek saatler sürüyor. Toplu taşıma araçları da kalabalık olunca, bir çok kişi bu yolu çekmeyi daha iyi buluyor. En azından kendi arabamda, müzik dinleye dinleye kimseyle akraba olmadan giderim diyor. E biraz da haklılar bu açıdan bakınca.



Peki araç gerçekten almalı mıyız? Mesela herkes toplu taşıma araçlarını kullansa, minibüsçüler, belediye, taksiciler para kazansa fena olmaz mı? Hem benzin sarfiyatı daha az olur, hem de çevre kirliliği. Benzin de ucuz değil. Çok daha az paraya gidip gelmez miyiz?

Sonra sadece yakıt masrafı ile de iş bitmiyor ki. 2 yaşından sonra her aracı yıllık muayeneye götürmelisiniz. Geçen yıl en düşük 160 TL idi. Sonra bunun her sene yenilenen kasko ve trafik sigortası var. Aracın markasına ve yaşına göre farklılık gösteriyor. En az 1500 TL de o tutar. Bitti mi hayır bitmedi :) Aracı bir de servise götürme zorunluluğunuz var. Servis size ne kadar derse o. Yine yaşına ve modeline göre ödeyeceğiniz para değişiyor.



Peki başka ne kaybediyoruz. Aracı alıyoruz mesela 50.000 TL ye. Olmadı satmaya karar verdik. Daha üst modeli yakışır bize. Aynı parayı geri alabilir misin? Hayır. O para da gitti çöpe.

Peki dediğinizi duyar gibiyim, acil araç lazım olunca ne yapacağız? Taksi tutacağız. Ya işe gidip gelirken kalabalık toplu taşımalara mı bineceğiz? Evet, ve bu kadar kalabalık olduğu için toplu taşımayı yönetenlere baskı yapacağız yeni araç almaları için. Ya tatile gidersek? O zaman da bir araç kiralayacağız, biz hep öyle yapıyoruz. Böylelikle sadece kaskosuna vereceğimiz parayı araç kiralarken kullanıyoruz, yakıt dışında ki paralar da cebimizde kalıyor :)

Eşim bile artık bu konuda bana hak veriyor. Ben artık yaşlanınca, sakin ve uzak bir yerde hayat sürerken araba almayı planlıyorum, o da alişverişe gitmek için :)

Sizde bunu bir düşünün derim. Ne dersiniz?

Sevgilerimle

Şafak

Not: Resimler webden alıntıdır
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...