Geçtiğimiz haftalarda Sevgili Kitabi.com ile yaptığımız hediyenin kazananı belli oldu.
Gereksiz İşler Başkanı
Ancak kendisinin google + paylaşımını bulamadım. Kendisine mail attım ama henüz cevap vermedi. Benimle en kısa sürede irtibata geçerse çok sevinirim. 18 Temmuz Pazartesi saat 13:00 'e kadar kendisine ulaşamazsam ve aynı zamanda en azından bu postun altına yorum yazmazsa hediyeyi yedek talihlimize vereceğim. Sonra görmedim duymadım ama benim hakkımdı olmasın.
Yedek talihli ise;
Uğur Aksu
Çekilişin videosunu ekliyorum. Gece geç bir saat olduğu için çok sesim çıkmadı idare edersiniz artık :)
Gün geçmiyor ki ruh halim karışık olmasın. Bir bakıyorum bir an, dünyaya olumlu gözlerle bakarken ben, bir anda dertli, takık bir kadın olup çıkmışım. Bir an her şeyi yapmak istiyorum bir an hiç bir şey yapmamak. Gel-gitler yaşıyorum. Öğlene kadar uyuyorum o günlerde, hiç uyanmak istemiyorum.
Bir bakıyorum dünyayı kurtaracak kadar güçlü ve cesurum sonra bir anda, "yok yok hayat iğrenç, yaptığım her şey boş" demeye başlıyorum.
Yenilmişlik sendromu mu yaşadığım şey yoksa, depresyon mu bilmiyorum ama bu durum bile bir anda canımı her şeyden çok sıkıyor. Sonra neden böyle hissediyorum diye bir kere daha canım sıkılıyor. Oysa bir çok insanın sahip olmak isteyebileceği bir çok şeye sahibim bu hayatta...
Sık sık geçmişi düşünürken yakalıyorum kendimi.
Bazı insanlar var ki, düşününce burnumun direği sızlıyor. Ah ah, keşke o anda şöyle yapsaydım, şu anda böyle davranmasaydım diyorum. Bazı anıları değiştirip değiştirip tekrar yaşıyorum. Daha doğrusu yaşatmaya çalışıyorum. Bazen leylak kokuları duyuyorum bazen de denizin dalgalarını o anlarda. Bir bakmışsın, Kaleiçi'nde bir masada denize yan oturuyorum, bir bakmışsın daha önce hiç sarılmadığım ama çok sevdiğim birine kocaman sarılıyorum. Sonra hoopp gerçek dünyaya pek de hoş gelmiyorum.
Bazı insanlar da var. Karşımda olsalar sanırsın bir kaşık suda boğacağım. Onlar aklıma geldiğinde içimde ki canavar ile karşılaşıyorum. Ne kadar üzdülerse beni o kadar üzülsünler istiyorum. Bir yazarın dediği gibi, "sorun yok zira Allah var" diyemiyorum. İlahi adalet var diyorlar tamam ama, ben bir an önce gelsin istiyorum o adalet. Bazı yaralar asla kapanmıyor. Yaralayanlardan uzak kalmak bile sadece geçici çözüm oluyor. İçeride, taa yürekte ki acıyı hiç bir şey geçirmiyor. En fazla okkalı bir küfür sallıyorum. Küfür kadına yakışmaz diyenlere inat, bu bile insan olduğumu hatırlatıyor ya bana, mutlu oluyorum.
Sonra ne yapsam diye düşünüyorum.
Bir an tüm hayatımı değiştirmek istiyorum. Eteğimde ki taşları toplayıp farklı yerlere yerleştirsem diyorum. Bir çok şeyi yeni baştan inşa etsem. Blog yazmayı bıraksam diyorum mesela. Sonra hayalimi daha gerçekleştiremediğimi hatırlayıp vazgeçiyorum. Kendime daha çok vakit ayırsam diyorum mesela. Eski günlerde olduğu gibi, daha çok baksam kendime, tırnaklarım uzun olsa, makyajsız çıkmasam yine sokağa. Topuklu ayakkabıya dönebilir miyim diyorum kendime. Sonra hepsinin boş olduğunu anladığım anlar geliyor aklıma. Vazgeçiyorum... Çocuklar büyüyor ben yaşlanıyorum. Saçıma aklar düştü bu ara. Beyazlarım yokken boyasız gezmeyen ben, sanki onları gördükçe kendimi daha çok üzeyim diye, boyamak istemiyorum. En eski yazdıklarımı düşünüyorum. Aynı şarkıyı belki yirmi kere arka arkaya dinliyorum. Kendime verdiğim akılları hatırlıyorum. Eski şiirlerimde arıyorum kendimi. Bazen buluyorum da . 18 yıl önce yazdığım, adı adım olan bir şiirin ilk kıtasını kendime hatırlatıyorum.
Hey
sen!
Salak kızım, aptal aşığım
Kalk giyin, kendine gel
En güzel kıyafetlerini giyin
Biraz bir şeyler sür yüzüne renk gelsin
Hayat hala devam ediyor
Sonra da sonu ile kendime cesaret vermeye devam ediyorum.
Ne o?
Korkuyor musun?
Yapma be gülüm
Sen istersen en zoru başarabilir
Kendinle hesaplaşabilirsin
Yeter ki karar ver
Kalemini kır gitsin...
Yazmak beni en çok mutlu eden şey bir kere daha anlıyorum....
Herkese merhaba, Umarım bayramın 2. günü hepiniz için iyi geçiyordur. Malum ne bayram kutlama isteğimiz kaldı içimiz de ne de bir şey yapmak. Ama dini bayramların en büyük özelliği bana göre kutlama yapıyor olmak değil de, bu sene de yeni bir bayrama ulaşma sevinci, dini görevlerimizi yerine getirme mutluluğudur. Her ne kadar son yıllarda olay, tatil yapma kılığına bürünse de, ben bayramları ayrı bir seviyorum. Bu nedenle sosyal medyada da bayramınız kutlu olsun mesajı verenlere, böyle bir günde ne kutlaması gibi bana göre gereksiz tepkiler verenlere, böyle detaylara takılmak yerine resmin büyüğüne bakalım diyorum. Bu da benim düşüncem. Gelelim yazımın konusuna. Bugün yeni bir şey daha öğrendim. Belki okuyan bazı kişiler biliyordur ama ben bugün bir vesile ile öğrendim. Efendim, kitap yayınlatmak denmezmiş, yayımlatmak denirmiş. Türk Dil Kurumu'da burada açıklamış olayı. Bu yazı da burada dursun. Kimbilir bir gün birine lazım olur.
Yazı da en zorlandığım şey ise Türkçeyi kelimesi üstten virgül ile ayrılır mı ayrılmaz mı oldu? Google dünyası da karışık bu konuda :) Farklı farklı fikirler var. Emin olanlardan bu konuda da yorum bekliyorum.
Gittim gidilmez yereDüştüm dilden dillere Bin kere tekrarı olmaz İnsan sever bir kere Madem beni bırakıp gittin Yazsınlar adımı bir mermere Bin kere tekrarı olmaz İnsan sever bir kere
Ezginin Günlüğü " İnsan Sever Bir Kere " Official Video İstanbul Gibi (2015 / Çimen's Yapım)
Merhaba, Türkiye Saadet öğretmenin anlattıkları ile çalkalanıyor bugün. Aslında olay eski ne yazık ki... Ancak o günlerde bende dahil bir çok kişi duymadı, öğrenmedi. Ben size olayı baştan anlatmayacağım. İnternette arattığınızda bir çok haber bulabilirsiniz. Bu aslında Saadet öğretmenin kendi çabası ile ortaya çıkan bir olay. İşin acı tarafı o yılları yaşayan aileleri de var çocukların. Çok üzücü. Ülkemizin şu an içinde bulunduğu durum aslında tam olarak şu. Bizler korku toplumuyuz. Herkesin ödü kopuyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın olayı. Size nasıl anlatsam hissettiklerimi bilemiyorum. Öyle çok kızıyorum ki. Hayatımızda her an her dakika karşımıza çıkıyor umursamazlıklar. Bulunduğu mevkiiyi kötüye kullanan bir çok insan var çevremizde. Çalışanına taciz uygulayan patronlar, öğrencilerine şiddet uygulayan öğretmenler, yaşlı hastalara kötü davranan doktorlar, suçluları savunarak cebini dolduran avukatlar, çocukları başından gitsin, yarın öbür gün kolay iş bulsun diye, küçücük yaşta bazı okullara yollayan anne - babalar. Komşusunun çocuğu haksız bir uygulamaya uğradığında , nasılsa benim çocuğuma bir şey olmadı diyen komşular. Bu liste uzar gider..... Bazen kendi adıma baş kaldırsam da olup biten bir şeylere yetmiyorum yetemiyorum. Ben sizlere bu satırları yazarken AHL 'de bombalar patladı, onlarca insan hayatını kaybetti. Ne diyeyim ki ben. Allah kahretsin ki hayatımız, yaşama bakış açımız b.k. gibi. O kadar yozlaşmış, kirlenmiş, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen bir toplum olduk ki, Allah sonumuzu hayr etsin. Önce insan, önce vatan, önce bayrak diyebildiğimiz an, yeniden düzelecek her şey ama benim artık insanlardan umudum yok. Küçücük olaylarda bile birlik olamıyoruz, böyle olaylarda mı oturup takkeyi öne alıp düşüneceğiz. Neden böyle oldu, bu saatten sonra ne yapabilir diye düşünecek daha da önemlisi düzeltmek için adım atacak adam kalmadı memlekette. O insanlar oralara kadar gelebiliyorsa,bu ülkenin herhangi bir karış toprağında silahlar, bombalar patlıyorsa bir yerde bir şeyler yanlış. Gören kafasını çeviriyor aman başım belaya girmesin diye. Yazıklar olsun, bu ve benzeri adamları kollayanlara, koruyanlara, yardakçılarına, onlarla el ele cebini dolduranlara. İnsan hayatı şu dünyadaki her türlü düşünce ve güçten daha önemli. Herkes suçlu bugün ülkemizde yaşanan tüm olaylarda..
Geçtiğimiz günlerde Bloggerlar Paylaşıyor'da sevgili Barış Bahçeci ile olan röportajımı paylaşmıştım. Belki okumayanlarınız vardır. O nedenle buradan da duyurayım dedim.