4 Ağu 2016

Oku ya da Köyüne Geri Dön

Merhaba,

Yine düşünen kadın olarak geldim :) Geçtiğimiz günlerde o kadar rahatsız eden görüntü ve yazışmalara şahit oldum ki facebookda, bende dün artık dayanamayıp cep telimden uygulamayı sildim. sildiğimden beri de çok rahatım :) Bilgisayarı açınca giriyorum o da akşam bu saatlerde genelde.

Facebook ilk Türkiye'ye geldiğinde açmamak için direndim. Sonra o kadar çok istek maili geldi ki dayanamayıp açtım. Şimdi zaman zaman keşke açmasaymışım diyorum. Blog yazmaya başladıktan sonra da iyice dahil oldum kendisine. Hatta tanımadığım insanları bile arkadaş olarak listeme ekledim. Hiç doğru bir hareket değilmiş yaptığım. Şimdi silsem tanımadıklarımı, o zaman da arkamdan belki saçma sapan yorumlar yapacaklar. Aman ne olacak demeyin, her sırrın birgün ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu gibi, arkadan söylenen herşeyin de bir gün duyulmak gibi kötü bir huyu var. E nolcak böyle olunca? Daha bi delleneceğim belki hatta -gereksiz ama- üzüleceğim. O nedenle silemiyorum.

Peki bizler ne kadar samimiyiz paylaşımlarımızda. Hepimiz çok bir mutlu, çok bir insancıl, çok bir dürüstüz. Herkes hayvan dostu, herkes şiddete karşı. Hepimiz sağlıklı beslenme taraftarı, hepimiz her yanlışın karşısında durabilecek kadar güçlüyüz. Harika yerlere gidiyor, harika zaman geçiriyoruz. Çocuklarımıza hiç kızmıyor, bulunduğumuz ortamda kendini kaf dağında gören arkadaşa sinir olmuyor hep birlikte çok eğleniyoruz.


Millet olarak Amerika bize karışamaz diyoruz da, onların yaptığı facebook, twitter, instagramı bir güzel kullanıyoruz. Öne çıkacak paylaşımları bile onlar belirliyor mesela twitterda. Onların ürettiği teknoloji ile haberleşiyoruz. Telefon ve televizyon için de onların uydularını mı kullanıyoruz bilmiyorum, araştırmak istemiyorum da çünkü sonra bir sürü sayfaya giriyorum kafam her konuda daha çok karışıyor. Bilen yoruma yazsın zahmet olmazsa ;) Onların yaptığı sinema filmlerini izliyoruz, onların yaptığı cep telefonları ile haberleşiyoruz. Onların saçma sapan yarışmaları, hayatımızın odak noktası oluyor, TV de seyretiğimiz ünlülerin yaşamına kavuşmak için hayaller kuruyoruz.

Ülkede tarım yok, sanayi yerle bir olmuş, her yer büyük yabancı markaların şubeleri ile dolu, bizler deliler gibi tüketiyoruz. Kozmetik ürünlerine verdiğimiz paranın haddi hesabı yok. Çocuklar eskiden sokak oyunları oynarken, evde annesi ile hamur yoğururken, şimdi oyunevlerinde hoplayıp zıplıyor, kurabiye pişiriyor. Yemeği evde pişirmek yerine, artık neredeyse her mahallede açılan AVM lerde hem yemek yiyiyor hem de alışveriş yapıyoruz. Bakkal amca unutulmuş bir köşede, belki sadece sigara ya da gazete almak için uğruyoruz. Terziler iş yapamaz duruma gelmiş çünkü hazır giyim daha ucuz. Altımızda son madel arabalar, sanki benzin değil de su yakıyormuş gibi, işe de gezmeye de onunla gidiyoruz. 2 yıl sonra değiştirmek lazım bu arabayı eskidi artık yorumu yapıyoruz. Her yıl mobilyasını değiştiren tanıdıklarım var benim şaşırıp kalıyorum. Bugün neredeyse en kötü semtte bile 300bin TL ye ev satın alıyoruz. Peki bu kadar kazanabiliyor muyuz? Büyük çoğunluğumuz tabi ki kazanamıyor. Ve bizler bütün bu lüks hayatı da bankalara borçlanarak yaşıyoruz. Peki bankalar bizim mi?


Yani kısaca her birimiz bize ait olmayan bir hayatı yaşıyor. Adamlar bir kapatsa bize kendilerini bittiğimiz an o an. Açayım mı biraz konuyu?

Mesela, Türkiye'de evler yapılırken, ev olarak değil, arsasıyla beraber satılır ve alınır. Yani evin yıkıldı git diyemez kimse size. Gücünüz varsa, hissedarlarınızla birleşerek yeniden yaparsınız. Malum yabancıların ülkemizde ev ve arazi sahibi olması mümkün. Bugün ülkedeki yabancı sermaye çekilmeye karar verse, işyerlerini kapatsa, milyonlarca insan işsiz kalır. Bazılarımızın artık bir köyü bile yok, köyü olsa da köyde yeri yok. Köyünüze dönüp ekip biçip oradan çıkan mahsülle hayatınızı devam ettiremezsiniz ne yazık ki. Zaten yıllarca yabancı tohum kullandık, bir sonraki yıl için yeniden tohum aldık! Hele bir de işten çıkmak zorunda olanlardansanız ve bankalara kredi ve kredi kartı borcunuz varsa, banka gelir ve o binlerce lira verdiğiniz evi haciz yoluyla satar. Hacizde en çok parayı verenin olur eviniz üstüne borcunuz bile kalır. Yüzbinlerce lira vererek aldığınız eviniz, belki de hiç sevmediğiniz bir ülkenin vatandaşının oluverir bir anda...


Sonra o bankaların da kapanmaya karar verdiğini ya da ülkemizde iflas ettiğini açıkladığını düşünün. Devlet güvencesinde olan kadarını, devlet size öder kalanı üzerine su içelim. Bir de işsiz kalacak yaklaşık 200bin çalışanı da işsizler kervanında düşünün. Kaosa bak bu durumda. Alım gücü düşünce yerli sermaye ile açılan şirketler de zor durumda kalır, oralarda çalışanların da işsiz kalma ihtimali artar. Alan olmayınca üretmenin de anlamı olmaz. İhracat yaparım demeyin hiç boşuna, ülkemize ambargo uygulandığını düşünün. Battık gitti.


Çok uzadı di mi konu? Hemen toparlayayım.


Yani aslında demem o ki, savaşlar sadece top ve tüfekle yapılmaz. Manevi değerlerin yok edilmesi ile de yapılır. Hem bu durumda o ülkeyi batıran da olmazsınız. Kendi kendilerinin sonunu hazırladılar diyerek konuyu kapatırlar. Biz yıllarca zehirlendik. Kendi kaynaklarımızı kendi ellerimizle tükettik. Üreten değil, tüketen bir toplum olduk. Birbirimize fikirlerimiz, değer yargılarımız ya da inaçlarımız için düşman olduk ya da farkında olmadan düşman olmak üzere programlandık. Gazetelerden okuduklarımız ve televizyonlardan izlediklerimizle değerlendirdik yaşadığımız bu coğrafyayı. Başka ülkelerde yaşanan trajedilere vah vah dedik sadece. Din elden gidiyor dedik, cumhuriyet elden gidiyor dedik. O solcu dedik, bu sağcı dedik. O faşist damgası yedi, bu yobaz. Parçalandıkça parçalandık. Biriyle başaramadıklarını bir diğeriyle başarmaya çalıştılar.

Şimdi toparlanmamız lazım. Aklımızı kullanmalı, gözümüzü açmalıyız. Yeni bir kurtuluş savaşı bu bizim için aslında. Kendi kendimize yetebilen bir ülke olmalıyız. Birbirimizin kuyusunu kazmak değil, birbirimize yol gösteren insanlar olmalıyız. Çok okumalıyız, çok araştırmalıyız. Gönül gözü ile görmeyi başarmamız gerekiyor.

Kuran-ı Kerim "Oku!" diye başlar

Hz. Muhammed (S.A.V) 'ın "İlim Çin’de de olsa arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslüman’a farzdır" hadisi var.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk 'ün "Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder." cümlesi bir ışıktır.

Yoksa Nostradumus'un Türkiye ile ilgili kehanetleri gerçek olacak. Bu ülke bizim, bu topraklar hepimizin. Gidecek başka yerimiz yok ve ben çocuklarımı Türkiye Cumhuriyeti bayrağı altında, vicdanlı insanlar olarak yetiştirmek istiyorum.

3 Ağu 2016

Lipton Teatox programıyla kendinizi iyi hissedin!



Merhaba,

Geçtiğimiz günlerde bana gelen bir bilgi mailini sizlerle de paylaşmak istedim. Malum ince görünmek hepimizin ortak kaygısı :) Yeşil çayın oldukça faydalı olduğunu da bir çok yerde okuyoruz. Yeni ürünleri denemedim daha ama denediğimde sizlerle de blogumda ya da Bloggerlar Paylaşıyor da yazacağım.  Paket 7 günlük tüketim için oluşturulmuş. Hepsi Burada satış fiyatı, Kargo bedava 49.90 TL.



Lipton’un yeşil çay ve atıştırmalıklarından oluşan
7 günlük Teatox programıyla yenilenin


Lipton, yaz ortasında yenilenmek ve kendini iyi hissetmek isteyenler için 7 günlük bir Teatox programı sunuyor. Formuna özen gösterenler ve her tadımda hafifliği hissetmek isteyenler için hazırlanan Lipton 7 günlük Teatox paketleri; günde 3 öğün içilecek Lipton Yeşil Çayları ve çay keyfinize eşlik edecek, sadece 40 kaloriden oluşan lezzetli atıştırmalıklardan oluşuyor. Lipton Teatox paketleri, Eylül ayı sonuna kadar devam edecek kampanya kapsamında, hepsiburada.com’dan edinilebiliyor.

Lipton, ara öğünlerine özen göstererek kendini iyi hissetmek ve hafiflemek isteyenler için “Teatox Programı”nı başlattı. Hafif ve dengeli ara öğünler sunan Lipton’un 7 günlük Teatox paketleri, Lipton Yeşil Çaylar ve lezzetli atıştırmalıklardan oluşuyor. Teatox paketinde yer alan ve haftanın 7 günü, günde 3 öğün içilmesi önerilen yeşil çaylar, vücudun su dengesini korumaya yardımcı özelliği ile ön plana çıkıyor. Teatox paketinde yer alan yeşil çaylar; Yeşil çayın bütün zenginliklerini bir araya getiren lezzetiyle Lipton Sade Yeşil Çay, Yasemin çiçeğinin harika kokusu ve lezzetini yeşil çayla buluşturan Lipton Yaseminli Yeşil Çay ve %50 nane içeriği ile yeşil çaya ferahlık katan Lipton Moroccan Mint Yeşil Çay.

Lipton’un Teatox programına bu yıl ilk kez dahil edilen atıştırmalık barlar ise sadece 40 kaloriden oluşan lezzetli içeriği ile dengeli beslenmeye yardımcı oluyor. İçeriğinde hurma, chia tohumu, kaju, himalaya tuzu bulunan atıştırmalıklar elma, kuru üzüm ve tarçın ilavesiyle Elmalı Tarçın Bar, kiraz ve yaban mersini ilavesiyle Kırmızı Orman Meyveli Bar,  badem, kakao, tarçın ve ceviz ilavesiyle Çikolatalı Bar olarak yeşil çaylara eşlik edecek lezzet ve hafifliği bir arada sunuyor.

Kuşluk, ikindi ve gece olmak üzere üç ara öğünde tüketilmesi tavsiye edilen 7 günlük Teatox programı şöyle;

1.     Öğün: Kuşluk için önerilen; Sade Yeşil Çay ve Kırmızı Meyveli ve Chia Tohumlu Atıştırmalık Bar.

2.     Öğün: İkindi için önerilen; Moroccan Mint Yeşil Çay ve Nane Karışımı ve Kakaolu Chia Tohumlu Atıştırmalık Bar.

3.     Öğün: Gece için önerilen; Yaseminli Yeşil Çay ve Elmalı Tarçınlı Chia Tohumlu Atıştırmalık Bar


Lipton Sade Yeşil Çay, Lipton Yaseminli Yeşil Çay, Lipton Moroccan Mint Yeşil Çay’ın yanı sıra Natura Elmalı Tarçınlı Bar, Natura Kırmızı Orman Meyveli Bar, Natura Çikolatalı Bar’ın bulunduğu Lipton 7 günlük Teatox paketleri, Teatox programı ve kampanya hakkında detaylı bilgiye www.lipton.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz. 

*Basın bültenidir

31 Tem 2016

Kolay Mücver Tarifi


Merhaba,

Az önce yaptığım mücver tarifini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunun için kardeşimin balkonda yetiştirdiği irice bir kabağı kullandım.



Malzemeler


1 iri kabak ( ya da iki orta boy kabak)
1 yumurta
5-6 dal taze soğanın yeşil kısımları
Yaklaşık 3/4 bardak un
Tuz, karabiber, kimyon


Yapılışı


Kabağın kabuklarını soyup kalan tamamını rendenin geniş tarafıyla rendeleyin. Diğer tüm malzemeleri içine katın. Dilerseniz 1 çay kaşığı kabartma tozu ekleyebilirsiniz.

Kolay Mücver Tarifi

Kızdırılmış yağın içine bir yemek kaşığı yardımı ile harcı koyun. Çok kalın olmasın bunun için yayabilirsiniz hafifçe. Önlü arkalı iyice pişirin.

Kolay Mücver Tarifi

Hepsi bu kadar :) Afiyet olsun

Sevgiler

Şafak

27 Tem 2016

Batıl İnançlar Nereden Geliyor



Merhaba,

Genel olarak blogumda bu tarz yayınlar yapmıyorum biliyorsunuz. Ancak geçen gün sizlere yazdığım gibi artık daha çok araştıracağım geçmişi ve dünya üzerinde olan gelişmeleri. Daha da önemlisi bunu blogumda da paylaşacağım ara ara. Çünkü blogumu kurarken amacım çocuklarıma anılarımı ve duygularımı bırakma isteğimdi. Artık bunu yaparken yazılı da bırakacağım bildiğim, okuduğum , mantığıma yatan ya da yatmayan herşeyi. Ne kadar önemsenir ne kadar ciddiye alınır öğrendiklerim bilmiyorum ama bir kişinin bile hayatına dokunabilirsem ne mutlu bana. 

İlk olarak araştırdığım Türklerin geçmiş hayatı ile ilgili ilgimi çeken ayrıntılardan biri ile başlıyorum yazıma. Batıl inançlar, Türklük, Müslümanlık ne alaka demeyin. İnanın yaşadığımız coğrafya ve yapımız açından çok alakalı bugün durduğumuz yer. 

Batıl inançlar diye adlandırdığımız davranışlar bir çoğumuz için halen güncelliğini koruyor. Örnek vermek gerekirse, nazar ya da sıkıntılardan kurtulmak için kurşun döktürülmesi, nazar boncuğu veya gözboncuğu takılması, evden ayrılan kişinin arkasından sağ sağlım gelmesi için su dökülmesi, bir mekana sağ ayakla girilip sol ayakla çıkılması, istenmeyen bir şeyin başa gelmemesi için tahtaya elle 3 kere vurulması (ki bazıları tahtaya değil daha sert bir zemine vurulması gerektiğini söylüyor),  doğum yapan kadınların başlarına kırmızı kurdela bağlaması ve bunun bebeği ve anneyi kötü ruhlardan koruyacağına inanılması, türbelere ve ağaçlara bez parçası bağlayarak adak adanması, yine türbelere, camii avlularına ya da tekkelere adak adayıp mum yakılması gibi davranışlar.

Oysa bu tür davranışların İslam dininde yerinin olmadığı, Diyanet işleri tarafından sık sık tekrarlanıyor. 

Peki bu gelenekler yada batıl inançlar nasıl hayatımıza yerleşti dersiniz? Yukarıda ki örneklerin tamamı Şamanizm’den gelmiştir ve aslında İslam dininde bunlara yer yoktur. 


Türklerin İslamiyet öncesi Şamanizmi benimsemiş olmaları ve bu etkileri yüzyıllar boyunca yaşamaları batıl inançlarımızın oluşmasında en büyük etken.Tarikatçılık ve tasavvufun temelleri oluşurken de Şamanizm felsefesinden faydalanıldığı söylenmekte. Şamanizm ucu bucağı olmayan bir deniz. Bu konuda yeterince araştırma yaptığımda da sizlerle paylaşacağım.

Mesela Arap kültüründe mezar taşı uygulaması olmadığını biliyor musunuz? Arap kültüründe, ölülerin toprağa hemen gömülerek toprakla karışması onlar için yeterli. Defin işlemlerinin tören şeklinde yapılması ve mezar taşının dikilerek süslenmesi bize has bir uygulama ve İslam coğrafyasında sadece Anadolu'da görülmekte. Ve mezar taşı da Şaman kültürünün bir parçası. Bu kültürde mezar taşlarının olması, ölen kişilerin ruhlarına edilen dua ve dileklerin GökTengri inancından gelmekte.  Bizim mezarlıklarımızdan bir farkı da var. Şamanizm’de mezarın etrafı herhangi bir şeyle örülmüyor.

Peki neden biz Müslüman Türkler halen bu uygulamaları devam ettiriyoruz ? Çünkü okumuyoruz..  Yüzyıllar boyu insanların Kuran-ı Kerim’i sadece Arapça olarak okumaları bunun nedenlerinin en başında geliyor. Oysa inandığımız dini en iyi Türkçe anlamlarını okuyarak yaşatabiliriz. Hadis-i Şerifleri bir çok kaynaktan incelemeliyiz. Tek kaynakdan incelemek yeterli değil bence. 

Sizin bildiğiniz ve inandığınız batıl inançlar neler?

Bir başka yazımda tekrar görüşmek üzere

Sevgiler 




128 Yıllık Çınar - Hacı Abdullah Lokantası


Merhaba,

Beni yakından tanıyanlar, Türk Firmalarına hele hele 100 yılı aşmış Türk firmalarına olan sevdamı iyi bilir. Mümkün olsa, gider hepsinde hiç maaş almadan birer ay çalışırım :) İşte bugünki yazımda yine öyle güçlü bir firmadan bahsedeceğim size. Hacı Abdullah Lokantası.

Geçtiğimiz hafta, Hacı Abdullah Lokantasının Zorlu Center'da yeni açtığı şubesinde bir tadım düzenledim. Allah kısmet ederse bu hafta sonu da tekrar yapacağız. Önce size Lokanta ile ilgili bir kısa bilgi vermek istiyorum sonra tattığımız lezzetleri sizlerle paylaşacağım.



Hacı Abdullah Lokantası’nın asırlık tarihi “Ahilik Teşkilatının” devamı. Bu ne demek diye soracak olursaız, şöyle açıklayayım. Köklü kuruluşların geçmişi, ya babadan oğula geçer, ya da para ile şirketlertarafından satın alınarak el değiştirir. Hacı Abdullah’ta ise iki kural da geçerli değilmiş Hacı Abdullah`ın 1888 yılında başlayan serüveni “Ustadan Çırağa” devralınarak gelmiş.


Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Karaköy Rıhtımı’nda “Abdullah Efendi” adıyla bir lokanta açılır. Lokantanın işletme ruhsatı bizzat “Sultan II. Abdülhamit Han” tarafından verilir. Ülkeleri adına İstanbul’u ziyaret eden resmi ve özel heyetler, Abdullah Efendi’de ağırlanır. 1915 yılında ise  Abdullah Efendi Lokantası, Karaköy Rıhtımı’ndan Beyoğlu’na taşınır. İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Rumeli Han zemin katında hizmetine devam eder.  “AbdullahEfendi” burada da Usta’dan Çırağa devredilmiştir.
1940 yılında ise “Abdullah Efendi”, Rumeli Han’da 25 yıl yerli yabancı çok sayıda ünlü misafirlerini ağırladıktan sonra yine “Usta Çırak” nöbet değişimiyle, eski adı Bursa Sokak ve Ahududu Sokak yeni adıyla Sadri Alışık olan, Türk Sinemasının kalbinin attığı sokağa taşınır ve “Hacı Salih” ismini alır.
“Abdullah Efendi” ve “Hacı Salih” adıyla kalitesinden hiç taviz vermeden Osmanlı-Türk Mutfağının bütün özelliklerini taşıyan lokanta, 1958 yılında şimdiki bulunduğu yerine, Ağa Camii yanındaki Sakızağacı Caddesi’ne taşınır. Lokantaya adını veren “Hacı Salih” ilerleyen yaşını gözönünde bulundurarak, O’da 1888′den bu yana sürdürülen geleneğe uymuş ve yetiştirdiği çıraklarına, yani hizmetin emekçilerine, ustalarına devretmiş.
Kalite ve hizmetin gurur veren  onurunu, güzelliğini bugüne taşıyan “Hacı Salih” ismi, resmi prosedür gereği değişmek zorunda kalır. 1983 yılında bir tevafuk sonucu yine 1888′li yıllardaki ismine rücu eder ve “Hacı Abdullah” ismini alır.
İlginç bir hikaye değil mi? Yani buraya sahip olmak için, gerçekten çok çalışmak, çok başarılı olmak gerekiyor. Hacı Abdullah Lokantası'nın bugün Ankara ve Zorlu Center AVM de olmak üzere 3 şubesi bulunuyor. Osmanlı mutfağından gelen lezzetler bizlerle buluşturmaya devam ediyor. 



Yemeklerin bu kadar lezetli olmasının sırları da yok değil. Sizinle de paylaşayım o sırları ;)


  • Yemekler içme suyu ile hazırlanıyor, Terkoz suyu asla kullanılmıyor.
  • Yemekler bakır tencereler ile pişiyor ve 15 günde bir kalaya gidiyor.
  • Kullanılan malzemeler seçilirken, yetiştirilme olarak hangi bölgelerde iyi ise o bölgelerden seçiliyor. Baharatlar Gaziantep, yağlar Urfa'dan seçiliyor.
  • Her gün tatlı menüsü yenileniyor, bir sonraki güne kalmıyor.
  • Zeytinyağı Ege Bölgesinden ünlü yağlar kullanılıyor.
  • Yoğurt ise her gün gelen manda sütü ile yapılıyor.

Hayatımda ilk defa bamya çorbasını orada içtim. Normalde bamya asla ağzıma sürmediğim bir yemektir. Hatta hayatım boyunca sadece bir kere ağzıma sürmüş onda da yiyememiştim. Kuru bamyalardan yapılan çorbayı orada denedim. Tanelerini yemeye cesaret edemesemde suyu oldukça lezzetliydi.




Etler özel çiftliklerde yetiştirilen hayvanlardan elde ediliyor. Eski Osmanlı Mutfağına ait arşivlerin incelenmesi ve günümüze kazandırılması ile ilgili çalışmaları mevcut. İzinler tamamlandığı takdirde bu lezzetleri de masamızda görmeye başlayabileceğiz.




Yemek boyunca, 35 çeşit baharat kullanılarak yapılan şerbet ve komposta çeşitleri bize eşlik etti. Hacı Abdullah Lokantası'nın kompostoları çok meşhur. Komposto müzesi dedikleri yerlerinde, 30 sene önce yapılıp şişelenmiş ve açıldığında yenebilecek tazelikte olanlar bile var. Kompostonun meyveleri de aynı yemeklerde kullanılan ürünler gibi en iyi yetiştiği yörelerden seçiliyor. Kayısı Malatya, erik, Ege Bölgesi, ayva Sakarya, şeftali Bursa 'dan seçiliyor.



Günün sonunda tatlı, meyve ve kahve servisi ile yemeği sonlandırdık. Eskiden şairlerin şiirlerini yazdığı, yazarların romanları için çalışmalar yaptığı Kuyulu Kahve, Hacı Abdullah Lokantasının desteği ile bizlerle birlikte olmaya başlamış.resimde sağ altta gördüğünüz tatlı, sadece incir zamanı yapılan bir Osmanlı lezzeti. Taze incirler üzerine konulan özel bir muhallebi ile servis ediliyor. Gittiğinizde mutlaka denemelisiniz.


Bir kahvenin kırk yıl hatırı var derler.


Bu güzel günde birlikte olduğumuz tüm blogger arkadaşlarıma ve bizi ağırlayan Hacı Abdullah Lokantası'na ve tüm çalışanlarına çok teşekkür ediyorum. Daha nice yüzyıllar bizi bu güzel lezzetlerle bir araya getirirler umarım. 

Sevgiler
Şafak

26 Tem 2016

Ne Mutlu Türk'üm Diyene


Herkese merhaba,

Üzücü günlerden sonra, ilk defa bloga giriyorum bugün. Yazmak istediğim çok şey var ancak hiç bir şey yazmayacağım. Çünkü olup biten şeyler bir çoğumuza hayatın gerçeklerini gösterdi. Yaşanan her olay, ders alabilecekler için büyük dersler taşıyor, Uyuşmuş beyinler, yanlış yollar, kör bakanlar, gönül gözüyle görme yeteneğini kaybetmiş insanlar, acı hikayeler...

Peki ben neler öğrendim?

Dünyada olup biten herşeyi, başka ülkelerin ve kendi ülkemin gerçeklerini daha yakından gözlemem gerektiğini,

Tarih okumam gerektiğini

Sosyal medya olayını çok da ciddiye almamam gerektiğini,

Dış görünüş ile iç görünüşün aynı olmadığını anlamam gerektiğini,

Çıkarlar söz konusu olunca herkesin herkesi satabileceğini,

Çocuklarınızı kimseye emanet etmeyin derken ne kadar doğru düşündüğümü

Atatürk'ün öngörüsü yüksek bir siyasi ve güçlü bir lider olduğu fikrimin halen geçerli olduğunu,

Ve herşeyden önemlisinin, vatan sevgisinin, çocuklara ancak küçük yaştan itibaren aşılanabileceğini

Peki Bundan sonra ne olacak?

Hayat devam edecek. Ben yine doğru bildiklerimi yapacağım. Doğruları daha iyi anlamak için daha fazla okuyacağım. Çocuklarımı yine Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti sevgisi ile yetiştirmeye çalışacağım.

İçimize ne kadar hain girerse girsin, ne kadar zor durumda bırakılsak bile ayağa kalkabileceğimize ve Türk Milletinin gerektiğinde, tek vücut olmayı başarabileceğine inancım devam edecek.

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...